18 Şubat 2013 Pazartesi

Ateş Böceği Yolu - Kristin Hannah, kitap yorumu

Merhaba,

Kitap yeni bitti, sırada aynı yazarın 3 yada 4 kitabı daha var. Kitapçım alırken hepsini birlikte verdi, boş bir anıma gelip hepsini alıverdim. Oysa al bir tanesini oku, beğenirsen devam et, sonra al değil mi.

İlk başladığımda, aman bu nedir, bu genç kız kitabı dedim ama sürükleyici olduğunu ve mesajlar verdiğini kabul etmem gerek kitabın. Üstelik kolay okunuyor, son 40-50 sayfasında ağlamaktan içim çıktı diyebilirim. Tabi ki tek kalemde okumadım o son sayfaları. Malumunuz huyumdur, bitmesin diye okuduğum kitapların  sonu yaklaştıkça okumayı yavaşlatırım. Bu da birtür delilik olsa gerek.

 


Yine de Ada kız 16-17 yaşına geldiğinde bu kitap onu çok eğelendirecektir, daha çok eğlendirecektir derim ben. Tabi o yaşlar ile bu yaşlardaki hayat tecrübeleri ne de olsa farklı oluyor.

Yine daha gençken seyrettiğim ve çok beğendiğim bir film olan Beaches e benzettim kitabın konusunu;



aman o filmin sonunda da pek ağlamıştım.

Bu da şarkısı, böğğğkkkk.. hırk..



Konusu iki iyi kız arkadaş ve onların yaşamları çevresinde oluşuyor ve sonlanıyordu, aynı bu kitapta olduğu gibi.

Bu filmin konusu da kitaptan filmleştirilmiş. Iris Rainer Dart mış yazarın ismi, hiç okumadım.
Ama bu filmleştirilen kitabının I 'll be there diye 2. bölümü varmış. Diğer kitapları da; The Stork Club ve Til the real things comes along. Amazondan aldığım bilgiler. Şu internet ne kadar güzel bir teknolojik gelişmedir. Sağolsunlar.

Ateşböceği yolu nu çeviren hanım da bence harikalar yaratmış. Hiçbir detayı atlamamış, ellerine sağlık Elif Tozlu.

Kitapkurdu anne

14 Şubat 2013 Perşembe

Sevgililer günü ve Zumbara aktivitesi


Sevgililer gününüz kutlu olsun.

Buyrun oradan buradan seçmeceler.

Teyzesi, ada ya mektup göndermiş, duyguları yoğun olduğu bir anmış, çok hoş bir yazı. Fakat Ada kız hayal kırıklığı yaşadı, oyuncak değilmiş, kızım çok değerli bak teyze mektubunda sormuş; ne zaman tek atıcaz diye, anne tek atmak ne demek, babası anlattı, ben de sen büyüyünce dedim, Ada da yani teyze ölünce mi dedi, güldük gayri ihtiyari, kızım Allah gecinden versin dedik. Sonra dedik ki ne kadar saf.

Bu aralar burnunu çok sümkürtüyoruz ya, bende güzelce sümkürsün diye hadi kızım Yeşim Hala duysun, Arman duysun diyorum, önceki gece onlar şimdi uyuyorlardır demez mi. Akıllı kızım benim, yine bizi dağıttı gülmekten. ( Yeşim hala Avustralya da yaşıyor)

Okuldan dönüşte nergis aldık çiçekçiden Ada kız la. Akabinde Cem i aradım, hayatım sevgililer günü çiçeğimiz aldım, sen alma. Cevap şöyle; aa bugün almasaydın, seni kazıklamışlardır. Tencere - kapak olayı bu olsa gerek.

Ada acıktığı için eve döndük hemen okuldan sonra, birkaç kere de  yolda anne çok acıktım dedi, bir ara ne yemek var dedi, çorba ve kereviz dedim, yaaa dün yedik ya, ben bidaa yemem dedi. E aç kalıcan o zaman dedim tamam dedi. Eve geldik, ne çorbası, yoğurt çorbası. Ben sadece çorba yiycem, olmaz kızım. Bir süre sessiz kaldık ve sonra anneee kafam yeme diyor ama karnım gurulduyor, yiyeceğim dedi. :-)

Bu arada kereviz in yemeğini yaptım ve yeşil mercimek ekledim, bence çok güzel oldu. Cem, mercimek yakışmamış dedi, Ada nın ise farkettiğini sanmıyorum.



foto kaynak; canboğazdan.blogspot.com


Haftasonu epeyidir  takipte olduğumuz, etkinliklerinden birine katılmak istediğimiz  Zumbara nın organik pazarda ki yerine gittik. Daha önceden hazırladığım tüm bana yaramayan şeyleri ( ki bunlar, kıyafet, oyuncak, elektronik, giysi v.s. olabilir) hazır etmiştim. Ama hala güzel ve giyilebilir durumdaydı.  Bana 10 kuponluk bir kart verdiler ve sıra bana gelince hazırlanan tezgahları gezdim ve 3 ü Ada ya olmak üzere 10 kitap aldım.



Bir tanesi de DVD idi. Tess.


Inanılır gibi değil, işime yaramayan eşyalarımı verdim ve işe yarar 9  kitap ve 1 dvd  bizim oldu. Eğer götürdüğünüz bazı ürünleri işe yaramaz yada eski bulurlarsa, size hibe etmek istermisiniz deniyor ve bir kutuya koyulup ihtiyacı olanlara gidiyor. Süper değil mi, para yok, sistem değiş tokluşa dayanıyor. Hertürlü şey değiştirilebiliyor, seminer bile alabiliyorsunuz, yada biriyle bir saat satranç oynuyorsunuz mesela.  Zumbara nedir mi, buyrun çeşitli kaynaklara buradan tık,tık, ve nicelerini siz nette araştırabilirsiniz.

Biz oradayken çekim de yapıldı, ünlü de oldum yani. Öhöm.

Ben yeni bir aleme dalıyorum. Yihhuuuu...

Ada kız da pazar da, daha önce olmayan bir tahta oyuncak standında vakit geçirdi. Iyiydik ma-aile yani.

 



Birde geçenlerde Özlemaki den bir fikir almıştım. Sağolsun güzel bir akıl vermiş. Büyük balık fırına verirken göbeğine sarımsak ve bolca zencefil rendeledim. Çok hoş bir rayiha verdi balığa. Denemenizi tavsiye ederim.





O akşam Yaprak da vardı, diş perisi olarak. O da beğendi.

 

 Bu da kızımın bize biz kalkmadan hazırladığı Pazar kahvaltısı. Bir keresinde Rakı komuştu başköşeye, neyse ondan vazgeçmiş :-)



Büyük teyze Winks okuyor Ada ya.


Cicoş a maşalllah. Allah uzun ömür versin.

Kalın sağlıcakla
Düşünen anne






 




13 Şubat 2013 Çarşamba

Esra Sert in yazısı

Merhaba,

Bizim de hergün yaşadığımız bir olay burada anlatılanlar. Ama ilk defa yazısını okuduğum bu hanım çok güzel anlatmış, paylaşmak istedim;

Ben de hersabah, kendime ''hadi'' demeyeceğim diye söz veriyorum ama işte bende o an yüz tane sıralayabileceğim sebeplerden dolayı ''hadi'' diyorum.

 On metre yolu on dakikada yürümek

Ladin ile birlikte evle okul arasındaki kısacık yolu yürüyoruz. O yol bana hep aynı şeyi anlatıyor. Kulak veriyorum, dinliyorum ama değişmek ne zor.


Esra Sert
ntvmsnbc
Güncelleme: 10:12 TSİ 09 Ocak. 2013 Çarşamba
Ladin’in okulu hemen yan binada. Gerçekten çok şanslıyız. Bir senedir Ladin ile birlikte evle okul arasındaki kısacık yolu yürüyoruz. Her sabah ve her akşam. Bir senedir, o yol bana hep aynı şeyi anlatıp duruyor. Kulak veriyorum, dinliyorum, anlıyorum ama değişmek ne zor.
Sabahları kapıdan adımımızı atar atmaz, Ladin önce çimenlerin üzerindeki salyangoza takılıyor. Çömelip ona öylece bakıyor. Beni de çağırıyor. Ben de çömeliyorum ve uzunca bir süre sadece salyangoza bakıyoruz. Salyangozun muhakkak ki bir hikayesi var. O ya işe giden bir anne ya da bir yavru. Bu benim hayatımda yeni. Çocukluğumdan beri çömelip öylece bir salyangoza bakmamışım. Salyangoza hikayeler yazmamışım. İlk birkaç dakika çok iyiyim, ben de kızımla orada bir salyangoza bakmanın tadını çıkarıyorum, sonrasında huzursuzlanmaya başlıyorum. İçimi tuhaf bir telaş kaplıyor, sabırsızlık. Şimdi şuracıkta bu sabırsızlığı meşrulaştıracak en az on tane haklı neden sayabilirim, ama neden hiçbiri değil biliyorum. Ladin o salyangozun başında saatlerce kalabilir, okula gitmekte olduğunu unutabilir. Yaşamak denen şeyin çömelip bir salyangoza boş boş bakmak, ona hikayeler yazmaktan başka bir şey olmadığını bile bile, göre göre o anı hep bozuyorum.
‘’Hadi Ladin okula geç kalıyoruz’’.

Çünkü o yolu kat etmem lazım hem de bir an önce. Size bunu neden gerekli olduğuna dair on tane meşru neden sayabilirim. Ama neden hiçbiri değil biliyorum. Sanki her iki omuzumda birer melek var. Birisi; ‘’bak hayat bu, böyle akıyor işte’’ diyor. Ötekisi; ‘’o emailleri bugün de yanıtlamazsan, birikecek’’ diye sinsice fısıldıyor.  
Salyangozun başından kalkıyoruz. Üç bilemedin beş dakika sonra, Ladin sitenin sıvası dökülen duvarlarına takılıyor. Onları kıtır kıtır soymak hoşuna gidiyor, elini pütürlü duvarda gezdirmenin yarattığı hissin tadını uzun uzun çıkarıyor. Her seferinde bana dönüp ‘’anne bak’’ diyor. Omuzumdaki meleklerden birini duyuyorum; ‘’sen de gezdir elini duvarda ne güzel diyor...’’ Elimi gezdirmeye başlıyorum. Diğer melek fısıldıyor; ‘’ Evden çıkmadan, manavı arayacaktın ama bu gidişle yapamayacaksın’’.
Yolumuzun üstündeki ağaçlar, yere dökülen yemişler, kozalaklar, yolda duran ıslanıp kirlenmiş bir kağıt mendil, her sabah bizi karşılayan kuyruksuz kedi, durup seyrettiğimiz çöp kamyonu, yüzümüze yüzümüze esen rüzgar, rüzgârda sürüklenen poşet....
‘’anne bak!’’
Ladin hepsi için duruyor. Hepsine uzun uzun bakıyor. Hepsini ayrı ayrı merak ediyor.
Meleklerden biri; ‘’Ladin ile rüzgarda uçuşan poşete bakmak ne güzel’’ diyor.
Diğer melek fısıldıyor; ‘’amma yavaş yürüyor bu çocuk, zaten kıyafetlerini de bir saatte zor giymişti’’.
Her durakta sabırsızlığım artıyor. Hatta Ladin’e kızgınlık duymaya başlıyorum.
Hadi Ladin...
Yürü Ladin...
Çabuk Ladin...
Yolun başındaki halimle sonundaki halim, birbirine benzemiyor. Sanki çömelip o salyangoza bakmanın tadını bir süre de olsa çıkaran ben değilim. O birkaç metrede değişiyorum. İki melekten birini duyamaz oluyorum.
Sonunda okula varıyoruz. Ladin’i bırakıp aynı yolu geri dönüyorum. Herhalde bir dakika falan süsüyor. Hiçbir şeyi görmüyorum, duymuyorum. Eve nasıl geldiğimi bile anlamadan kendimi evde buluyorum.
Sonra bazen bir şeyler bu oyunu bozuyor. Bir anda gözümü alan güneş. Masmavi gökyüzüne asılı kalmış bembeyaz bulutlar. Yeni açmış çiçekler, birbirini koklayıp duran iki köpek. O zaman ben de duruyorum, tıpkı Ladin gibi. Apartmanın önündeki çimlere yatıyorum boş boş bulutlara bakıyorum. Güneş yüzümü ısıtıyor.
Omuzumdaki meleklerden biri ‘’sadece nefes al’’ diyor. Ötekisi sinsice fısıldıyor; ‘’istersen bir de tweet at’’.

kalın sağlıcakla
Paylaşımcı anne