21 Kasım 2020 Cumartesi

HAYIT

 Iyi ki arkadaşlar var. İyi ki ne yaptığınızla ilgilenen ve sizi takip eden dostlar var.

Prof. Dr. Turhan Baytop kitaplarına ulaşabilmem mümkün değildi. Hem bulunmuyor, hem karaborsaydı. Ümit aradı birgün, Çiğdem şu şu kitaplar var ilgilenir misin dedi. Ne harika duygular içerisinde sarııldım kitaplara. Sağol varol Ümit.

Evet, bu yazıda ki bilgilerin bir kısmı için kaynak kitap hocanın 'bitkilerle tedavi geçmişte ve bugün' kitabı. Allah gani gani rahmet eylesin bu bilim insanlarına (eşi de çok kıymetli bir prof)

Crocus Naturals olarak neredeyse her ay bir maserasyon yağ yapıyorum. hem yaşadığım bölge neredeyse tüm faydalı bitkileri toplamam için uygun hem de covid gibi pandemi durumlarında hammaddesiz kalmamamı sağlıyor. Bazı durumlarda toplama aktivitesine bisiklet ile gidebilmek de ayrı bir keyif bizim için.

Hayıt yılda iki kez toplayarak yaptığım bir maserasyon yağ-tentür. Temmuz ve Agustos ta en sevdiğim mor çiçekler ve  sonra Eylül ve Ekim de hatta Kasım da da meyvelerini( fructus Agni-Casti ) topluyor ve yağa veya tentüre ekliyorum.

Hemen herkes ten aldığım soru şu; hayıt ın meyvesi mi var. Evet, var. Karabiber ile neredeyse aynı. Bu meyveleri kuruttuktan sonra öğütücünüze alıp mutfakta aynı karabiber gibi kullanabilirsiniz. Aman dikkat erkeklerde şap etkisi yapan bir meyve bu. 

Meyve küre biçiminde, 3 mm kadar çapında, sert, özel kokulu ve hafif acımsı lezzetlidir. Uçucu yağ ve rezin taşır. 

Meyveler infusyon (%2-5) halinde, idrar arttırıcı, gaz söktürücü ve yatıştırıcı olarak kullanılır. hamilelerin kullanması önerilmez. menapoz sıcaklamalarına ve hormon bozukluklarına iyi gelir ve düzenleyicidir. Ilaç değildir. 

Cilde etkileri; yağlı ciltlerde ki t bölgesi ve siyah noktaların temizlenmesinde faydalıdır. Sivilce oluşumunu durdurabilir.

 

 

Hayıt tohumunun faydaları nelerdir? Hayıt tohumu ve bal karışımı yerseniz..  - Sağlık Haberleri

fotoğraf yasemin.com sitesinden.

 

CrocuS ürün gamında; maserasyon yağını  ve tentürünü 50 ve 100 ml lık şişelerde bulabilir, sipariş edebilirsiniz @crocusnaturals instagram da beni bulabilirsiniz.

 

Kalın sağlıcakla

ÇiğdemtheCrocuS



 

 

 

 

 



 

 




 


16 Kasım 2020 Pazartesi

Sosyallik, bisiklet ve covid

 Merhaba,

Covid geldi, ne zaman geldi? Mart diyelim. O günden bu yana evdeyiz. 

Misafir ağırlamıyoruz. Bahçede mesafeli kahveli sohbetleri saymıyorum. 

Uzun zamandır yatıya misafirimiz olmuyordu. Hatta üç-beş ay önce motorsikleti ile gelen kardeşimi ve sevdiğimiz arkadaşını bile eve almadık. Zaman dikkat etme zamanıdır diye düşündük, düşünüyoruz.  Korunma çabalarımız hala dikkatlice devam ediyor. 

Geçen sene birbiri ile hiç tura çıkmamış 6 kişi, bisikletlerimizle Stelvio tırmanışı yapmaya karar vermiş ve fakat Başak ve Marco nun bisikletlerine lazım olan bir parçanın gelmemesi sebebi ile onlar bize katılamamışlardı. Bu sene de covid derdi olunca onlar hedeflerinde ki 700 bin km nin bir kısmını yurt içinde yapmaya ve evlerini kapatıp yola düşmeye karar vermişlerdi. Yolları Dalyan dan geçeceği için heyecanlıydık. 



Geldiler, caanım bisikletlerini ve harika ekipmanlarını bahçeye park ettiler. Lexi koklayıp durdu. Ben de koklayacaktım ama utandım. Hava hala güzel Güney-Batı da  bahçede akşam yemekleri yedik, ateşi yaktık. sohbetler edildi, nefis anılar paylaşıldı. Şimşekler çaktı ama herzamanki gibi Dalyan a yağmadan hafif rüzgarla atlattık gecey, geceleri. Başak ve Marco nun tatlı sohbetine ilaveten bir hoşsohbet gezgini daha sayelerinde   tanıdık,  İyi ki. geldin Mehmet @kayipyolcumehmet. Hoşgeldiniz Başak ve Marco @700binkm Tadına doyulmaz müzikler ise ayrı bir güzel hoşluk oldu. 

 



 

Tüm bu sohbetler olurken, arada yürüyüşler yapılırken, mutfakta kendimize birşeyler hazırlarken daha ilk saatlerde nasıl güzel fotoğraflar ve fikirler uçuştu havada anlatamam. Havada da  kalmadı üstelik ortaya nefis, naif bir  CrocuS tanıtım filmi çıktı. @crocusnaturals. Aynı hızlılıkta Mehmet  müzik de yaptı bu güzel, kısa filme. Üstelik bizim de katılımımızı sağladı. Evinizde ki huzur dedi, kalbimizi kazandı. Kanaldan geçen motorun sesi kısıldı, Boncuk un kafa hareketleri ayarlandı derken  sonuç mükemmel. Henüz bu post a uzun olduğu için bu hoş filmi ekleyemem ama seyretmek isteyenler instagram da  @crocusnaturals sayfasında ki IGTV  den izleyebilirler. onun yerine yine Marco nun çektiği birkaç harika fotoğrf ekleyeceğim Dalyan dan.

 Onları bugün yolcu ettik. Malum yolcu yolunda gerek. 

Vizyonumuzu açtılar, covıd dolayısıyla oluştuğundan haberimiz bile olmayan evsahibi yabaniliğimizi yumuşattılar. Yolları açık, rüzgarları hep arkalarında olsun. Iyi ki geldiniz. Yine yeniden, en kısa zamanda gelin ki yeni yollar planlayalım birlikte. 


ÇiğdemtheCrocuS



 

 




 

5 Temmuz 2020 Pazar

Ağrıma derman kremi

Merhaba,

Biz Yaz a daha merhaba dedik Güney Batı da. Pandemi ile birlikte olsa da şükür ediyoruz halimize.

İztuzu sahili bomboş değil ama boş. Neden bilmem kalabakları sevmememize rağmen bu durum bizde bir çeşit burukluk yaratıyor.

Günlük dokuzbuçuk km lik sahili bir uçtan bir uca yürüyüşlerimize devam. Tabi eğimli kumda yürümek kolay değil. Cem in de benim de dizlerimizde ağrı yapıyor bu yürüyüşler. Havalar sıcak olunca kas güçlendirme egzersizinin en büyük kalemi olan bisiklete de binemiyoruz. Bu durumda akşamları yatmadan önce mutlka güzel bir masajla CrocuS ağrıma derman kremimizden sürüyoruz dizlerimize. Benim sayım onsekiz. Her yönden onsekiz kere ovalayarak sürüyorum ağrıma derman kremimi dizlerime veya nerem ağrıyorsa o bölgeye.

CrocuS ağrıma derman kremi de nereden çıktı diyen çok takipçim var. Bundan yaklaşık dört yıl kadar önce felaket bir diz ağrısı ile doktora gittim. Sağolsun bir plan çizdi önüme ki offff. Dize yapılcak olan iğneler, fizik tedavi ve hoop ameliyat. Fakat bundan önce masasının altından bir broşür çıkarıp bir krem fotoğrafını yuvarlak içine aldı ve bunu kullanın önce kırkbeş gün sonra gelin bakalım dedi. Eczaneden sordum tabi ki yoktu, çok yeni bir kremdi ve SSK karşılamıyordu! Eve dönünce kremin içeriğini okudum. Yaşasın tüm içerik bahçemde vardı. Eski eczacılık kitaplarını da araştırdım ve ortaya CrocuS ağrıma derman kremi çıktı. İyi ki. Sonrasında  herzaman olduğu gibi iki dotora daha gittim ve hareket etme diyenleri eledim. Onbeş günlük fizik tedavi, dinlenme ve ağrıma derman kremimi  iki saatte bir onsekiz sayısını ihmal etmeden kullandım ve sonuç bizde ve birçok kullanıcımda süper. doktarlar iyi ki var, tabi ki o pahalı krem de işe yarayabilirdi. 

CrocuS ağrıma derman kremin içinde yine bisikletle evime kırk km lik uzaklıkta olan ve yağı kötü kokan  kırkkilit otu ki kas ve kemik güçlendiricidir ve Crocus saç bakım ve CrocuS tırnak bakım yağımın içinde de vardır. Yine benim yaptığım ve formülü bende gizli ağrı yağı, tabiki sihir olarak nitelendirdiğim  kantaron yağım, kendi yaptığım  adaçayı yağı, senede sadece iki veya üç kg alınabilen ilaçsız, zehirsiz balmumu, benim topladığım ısırganın  özütü ve acı biber yağı var.

Evet, benim tek kişilik dev br işletmem var.
Eşimin, kızımın,kardeşimin hakkını da yemeyeyim tabi.

Bol şifa olsun, yarasın
Sevgiyle ve sağlıkla  kalınız
ÇiğdemtheCrocuS




24 Haziran 2019 Pazartesi

Telefon Dolandırıcılığı

Merhaba,

Telefon dolandırıcılığı.

Başınıza geldi mi? 

Ya da annemi aramışlar yememiş, babam telefonu kapatmış ya da banka da ki memure  anneniz yüklü miktarda para çekiyor diye beni aradı da kurtulduk dolandırılmaktan, kardeşim, noter de uyanmış mı diyorsunuz.
Dikkat ediniz aranmayan yok, kiminle "dolandırıcılık" olayını konuşsanız; bir şekilde az ya da çok para kaptırmayan yok. Ucundan dönen çok. Veya utanıp durumu sineye çekenlerin çoğunluğu oluşturduğu berbat bir konu dolandırıcılık.

22.Haziran.2019, öğle suları aramışlar annemi. Kimliğinizi kaybettiniz diye, arkada telsiz sesleri ve komiser olduğunu söyleyen bir adam. Kaybetmedim demiş annem, kimlğim evde yanımda demiş ama sicil numarasını sorduğu komiser ya da savcı ona bir sicil no  vermiş! Eh yaş 73, karakol numarasının yazdığı defteri bul, gözlüğü tak derken diğer telefon ! çalmış ve nasıl olduysa (hala hepimiz kendimize sormaktan bıkmıyoruz bu soruyu) annemi bizlerin ve isimlerini sayarak yeğenleri ve yakınlarına zarar verileceğine ikna etmişler. Siz 170 kişiden birisiniz, şu anda siyasetçiler, polisler, kuyumcular işbirliği yaparak sahte para, kalpazanlık v.s konusunda bir operasyona, devlete yardımcı oluyorlar demişler. sonrasında siz ve yakınlarınız zarar görmeden bu olayı atlatacaksınız denmiş. Verdiğiniz nakit ve sattığınız ev size geri verilecek demişler. Annemi her an, gece, gündüz arayarak hipnoz ettiklerini veya kafasını tamamen karıştırdıklarını düşünüyoruz. Bildiğiniz dolandırmışlar. 

Dolandırılan kişiye kızmayın. Dolandırıcıya kızın. Nasıl, nasıl diye sormayın. Eğer muhatap bulabiliyorsanız dolandıranlara sorun. Dolandırıcılar yakalanmaz diyen tüm resmi görevlilere kızın. Annenizi üzgün ve ne yaptığını bilmez halde tapuya veya karakola götürdüğünüz de hep uyarıyoruz, anons yapıyoruz, yediniz mi teyze bu numaraları diyen kişilere kızın. Kamera kayıtlarını vermeyen apartman yöneticilerine kızın. Ama sakın kendinize ve annenize ya da dolandırılan kişiye kızmayın. 

Teyzemin herhangi bir kuruma verdiği kimlik fotokopisinden tam 6 davayla uğraşmasına sebep olanlar da annemin (veya herhangi bir yakınınızın) dolandırıcılara inanabilmesin de  büyük payı olduğuna inanıyoruz. Siz siz olun kimlik fotokopisini üzerine hangi kuruma veriliyorsa "örnektir ve kurumun ismini yazmadan vermeyin" Her kişinin yumuşak bir karnı oluyor. Benim başıma gelmez demeyin. 

22.Mayıs ta 0535 320 59  26 nolu telefondan aranmış, bu numara, konuşmalar annemin ev ve cep telefonundan yapılırken hiç değişmemiş. 1.5 saatlik konuşmalar var. Gece de devam etmiş aramalar. Annem bizimle bile 15 dk dan fazla konuşmaz. Dolandırıcılar kapatmamışlar telefonu bir türlü. Evde neyin var paran altının var mı, söylemessen yakınlarına zarar verilir, eve gelip sayarız fazla bir miktar bulunursa halleri harap, seni de alırız içeriye demişler. Zaten alınan bu para ve herşey operasyon bittikten sonra size tekrar geri verilecek denmiş. Yakında evlenecek kardeşime saklanmış, torununun doğumgünlerine, karne günlerine saklanmış lira altınlar, kötü günler için biriktirdiği emekli maaşı sekibinsekizyüzlira; toplam yetmişbinliralık altın sokakta bir adama (savcıya) verdirttirilmiş. Annem hiç uyanmamış duruma. Ben bile bilmiyorum o altınların evde olduğunu.  Otoriteye karşı korku kullanılmış diyor internette okuduğum bazı yazılarda, dolandırıcıların sezgileri güçlü olur diyor aynı yazıda. 

Durmamışlar, yakın bir semtteki Artı Emlak ı ara demişler, şu numara demişler. Evimi satacağım, acil de demişler. 
Neden ""artı emlak""  bilmiyoruz. Annemi bir de onlar dolandırmışlar, aralarında oyun yaparak altıyüzelli olan rakamı beşyüze indirmişler, bu kadar parayı banka aracılığı ile vermeliyiz dememişler elden vermişler, say demişler (nerede sayacak kadın o kadar parayı) annemi kendi arabaları ile dolaştırarak, hiçbir masraf yaptırmadan aklı yerinde raporu, taahütname almışlar (bayramda çıkmasını istemişler annem den Bayram da ) ve bir günde, BİR GÜNDE evi satmışlar. (Sokakta en az 20 yenilenmiş satılık ev varken) Dolandırıcıların Artı emlak ı seçmesinde ki sebepler de bu paragrafta saklı sanki. 

İsteyenlere annemin tam ifadesini de gönderebilirim. Buraya hepsini yazmayacağım. 

Benim başıma gelmez, ben akıllıyım demeyin. Dedim ya, utanan ve medyada okuyup, duyamadığınız dolandırılan profesörler, avukatlar, işadamları, kadınları hatta şu an adliyelerde ki pek çok savcının hocası olan bir bey de var dolandırılan. İnanılır gibi değil, dolandırıcılar her yakalandıklarında kendilerini bir diğer detayda ustalaştırmışlar ama devlet "0" ilerleme yok. Dolandırıcılar anneme, tapuda imza atarken "gül" telefonda yanında başkaları varken bana "kardeşim"  de, evde de bana  "savcım" de bile demişler. 

Bizim olayımızda

- emlakçı anneme bir tiyatro oyunu daha oynayarak ki bana göre bir kez daha dolandırmışlar annemi ve evi piyasa değerinin yarısına alan yine emlakçının kendisi. Annem hala müşteriydi o diyor. (Fiyatı düşürmüşler) (hoş o para da biz de değil, dolandırıcılara yine sokakta savcıya veriyorum diye, yakınlarının hayatını kurtarmak amacı ile verilmiş. 
- emlakçı anneme hiçbir masraf yaptırmamış, kapıdan almış kapıya bırakmış.
- emlakçı da çalışan bir çocuk, babasının muameleci olarak çalıştığı Maltepe tapusuna annemi götürmeden önce, semt polikliğinden, dr un kapısında bekleyerek, bugün günlerden ne sorusuna karşılık on dakikada akıl sağlığı yerindedir raporu almış. (Yaş 73, yanında hiçbir yakını  yok, HİÇKİMSE tek evi olan emekli 73 yaşında  bir kadın) 
- tapu da çalışan memur, dur bu yalnız kadının bir yakınını arayayım ona sormadan işlemlere devam etmeyeyim dememiş. 

Burada bir ekleme yapayım, tapu mdr. Tedbir ricası ile dilekçe vermek için gittiğimiz sabah bize daha günaydın, hoşgeldiniz, geçmiş olsun v.s. Demeden "yine tapu suçlu değil mi " nidası ile bizi saygısızca karşılaması da ayrı bir konu. Ayrıca benim memurum aramakla yükümlü değil, yönetmelikte yok cümlesini de kurabildi. BU DA BURAYA NOT,  TAPUDA Kİ, BANKALARDA Kİ, NOTERLERDE Kİ, SATIŞI YAPAN MEMUR,YAŞLI YANINDA BİR YAKINI OLMADAN GELDİĞNDE,  SATIŞI YAPAN KİŞİYE HABER VERMEDEN (çünkü dolandırılıyor o anda) SATIŞI YAPANIN BİR YAKININI TELEFONLA ARAYIP DURUMU BİDİRMELİ BU YÖNETMELİK MUTLAKA ÇIKMALI VE ARTIK MASUM INSANLARIN MÜLKİYETLERİNE TECAVÜZ SON BULMALI.
- Emlakçı, 73 yaşında ki bir kadına bayramda evi boşaltması için; BAYRAM DA, taahütname imzalatmış. İnsafsız insanlarız. 


Annem hala evi ve altınları geri alacağına iananıyor. Bazen ben nasıl yaptım bu işi diyor. Sağlığı yerinde şükür. 

İlk önce ne yaptık, Cumartesi olmasına  rağmen hemen soruşturma başlattık. Sağolsun dostlar, sağolsun avukatlar. Arife günü de ifade ve fotoğraf tanımaya Gayrettepe ye gidildi. 1000 fotoğraf arasından tabi ki annem kimseyi tanıyamadı. Zaten telefonda öyle akıllıca manevralarla yönlendirmişler ki, parayı sokakta kendisinden alana sadece esmer vatandaştı diyebiliyor başkaca bir bilgi yok. Maalesef kamera görüntüsü de yok.

Bir not daha, dolandırıcılar bunu da düşünerek, parayı aldıktan sonra 5 gün daha annemi arayıp korkutmayı başarmışlar ve gecikmeyi sağlamışlar, hem koca bayram tatiline geldik hem de genelde kameralar 6 ila 10 gün kayıt yapıyor. Dolandırıcılar annemi oyalarken bu zaman da maalesef geçmiş.  Öğrendik ki, apartmanlara takılabilecek en iyi kamera şekli, sensörlü ve üstüne saran kamera tipleri. Sadece hareket halinde kayıt olunca 20 gün bile geriye gidilebiliyor.

 Siz siz olun, ifademizi verdik, dolandırıcıların kullandığı telefon numarasını verdik, yetkililer hemen işe başlar, aman kameralara bakıp delil bozmayalım falan diye düşünmeyin. Maalesef sistem çok yavaş, her işinizi kendiniz yapmalı, avukatınızı bile sık sık aramalı ve durum raporu almalısınız. ilk kez gittiğimiz adliyede dosyalar kocaman alışveriş arabaları ile oradan oraya taşınıyordu. Eğer o dosyaların arasına girerseniz vay halinize. Karakollar da çok yoğun. Nöbete denk gelirseniz, ertesi gün mutlaka gidip ilgiliye derdinizi anlatın, yazılı verin hatta. Aksi takdirde dosyanız o gece nöbetçi olan arkadaşlar gelene kadar bekliyor.  Savcınızı sık sık ziyaret edin. Durumu, dosyanızla ilgili gelişmeleri ona 
anlatın. 

-kamera kayıtlarına kendiniz bakın. Apartman yöneticilerini bulun nazikçe konuşun durumunuzu anlatın, zamanla yarıştığınızı söyleyin. Yardımcı oluyorlar. Apartman görevlileri "belleklerinizi" alın gelin işinize yarar bir şey olursa kayıt edersiniz bile diyorlar. Sağolsunlar.

-mobese kameraları varsa mutlaka hemen en yakın karakola dilekçe verin. Bizim kavşakta maalesef mobese yoktu. Kavşağı gören bir apartman kamerası da maalesef 6 günde silinmişti. 

-başına benzer  dolandırıcılık olayı gelmiş olanlar lütfen birleşelim ve otoriteye baskı yapalım, dolandırıcılar bu kadar rahat hareket edemesin. Cezalar arttırılsın. Yönetmelikler değişsin. 

Amacımız kimseyi kırmak üzmek değildir. Amacımız artık kimsenin dolandırılmamasını sağlamaktır.

Kalın sağlıcakla
Konu ile ilgili bir facebook sayfası açtık : lütfen mağdurlardan üye olmasını isteyiniz "telefon dolandırıcılığı ile hukuksal mücadele"


9 Mayıs 2018 Çarşamba

Demre-Finike arası bir şahane dostum

Iyi akşamlar,

Kampinglerde çok konuşanlardan, özellikle sabah erken kalkıp tüm meselelerini çadır önlerinde konuşanların nasıl bir kafa yapısı var merak ediyorum. Yahu insan düşünmez mi, insanlar uyuyor. Düşünmez. Biliyorum. Neyse tatsız konulara girmeyeyim. Sabah kahvaltımızı yaptık, kalış, kahvaltı ve akşam yemeği dahil 135 Tl verdik ve ayrıldık harika ama bir o kadar hor kullanılıp kıymet bilmediğimiz Demre den. 



Biz kahvaltı ederken bir çift baktım, torba gibi içi folyolu birşeylere sıcak su ekleyip kendilerine kahvaltı hazırlıyorlar. Merhaba diyip hemen sordum. Likya yolunu yürüyorlarmış. İki erkek bir kız. Ukrayna dan gelmişler. On dakika sonra baktım, iki pakette bize getirmiş, sanırım biz üretiyoruz dedi ama yanılmışda olabilirim. Sağolsun. Bir de şanssızlık, ayak parmağını kırmış. İki gün dinlenip bir gün yürüyorlarmış. Pek bir keyifsizlerdi. Sağlık ocağına gidin dedim ama Ukrayna yı tercih ederim dedi. Baktım şiş yok, ısrarcı olamadım. Koca kız 🙂



Tam yola çıkacakken birkaç problemimiz oldu. Birkaçı halloldu, birkaçı Demre de ki bisikletçide halloldu.
Hava güzel, ara ara bulutlanıp rüzgar zorlaşıyordu ama bir günü daha yağmursuz, kazasız belasız atlattık. Yolda ki tüm tuvaletler temiz. İnsanlar nereden gelip nereye gittiğimizle ilgili sorular soruyorlar. 



Yol düz, yokuş az. Demre çıkışında sahil şeridi mükemmel ve bomboş. Denize bu kadar yakın ama sırtı bu kadar dönük yaşanması bize ilginç geldi. Denizin rengi muhteşemdi bugün de. Hemen itiraz etmeyiniz, bu daha önce de gözlemlediğimiz birşey. Araba ile geçerken bile farkettik. Sanki deniz oarada değilmiş gibi yaşıyorlar.  Tamam bir de Yaz ın gelir bakarım. Arada lagünlerden de geçtik. Harika bir doğa. Taaa eskiden yengeç yediğimiz yerlerden geçip gittik. Minicik şeyi yemesek de olur. Yaşasınlar garibanlar. Kuşlar mükemmel ve renkli, ötüşleri canalıcı. Lagün harika ama tabi ortasından yol geçmeseymiş daha iyi olurmuş. Bir kızmında sessiz sessiz pedallıyorduk ki, bir ördek grubu bizden ürkerek havalandı, görüntü mükemmeldi amma aniden hızla arkamızda beliren kamyon ve canımızı kurtarırken bu muhteşem gösteriyi de kaçırdık tabi.



Bence Demre-Finike arası, Kalkan-Kaş arası sahil yolundan daha güzel. İnanılmaz bakir koylar var, ve fakat araba nereye parkedilecek aşağıya nasıl inilecek azıcık problem ama inanın hepsi aşılır. Tüm koylar, istisnasız tüm koylar küçük birer Kaputaş. Bazı koylara merdiven yapmışlar, bazı koyları kadın plajı yapmışlar. Bazıları evvelden işletiliyor ama hepsi harika. Memleketim harika. 



Bisikletimi 5. Sınıftan bu yana aynasız hiç kullanmadım. Ayna ya bayılırım ben. Hele araba kullanmaya başladıktan sonra bazen yolda yürüken bile aynaya bakmak istediğim çok olmuştur. Hiç bugünkü kadar efektif kullanmamıştım aynayı. Aman ne virajlar ve o virajlara kamyonlarla birlikte girerseniz ve karşıdan araba gelirse, yandınız. Siz siz olun mutlaka durup bekleyin yoksa... kimse siz beklemiyor yada frene basmıyor maalesef. Amman dikkat. Bu vesile ile Akyaka Akbük sahil yolunda ki kamyon şöförünü sevgiyle yad ederim.



30 km lik rahat bir yol yaptık bugün. Yolda çay için mola verdiğimiz mekan arebesk müzikleri dışında harika idi. Aşağıda nefis bir koyu da vardı. Hatta bir Rus çift denize girdi, sahil boyunca gördüğümüz nefis kayalara tırmanıp güneşlendi. Rus turist fazlaca, gençler çoğunlukta.

Finike ye girer girmez sıkı bir yokuş ve sonunda bir hotel gördük, manzarası da tüm ilçe ve marina. Çıktık. 120 tl ye anlaştık. Bir de suit oda kaptık ki mevsim dışı bereketi olsa gerek. 20 yıllık bir bina. Azeri bir çift işletiyor yada sahipleri olabilir. Internet te var. E daha ne olsun. Minik buzdolabına da hayran kaldık, herşey buz gibi ama dolap da ses yok. Döniyim evdekini atacağım.



Duş alıp, temizlenip paklanıp merkeze indik. Biryerlerde bira içelim dedik ama nanay. Biz de daha önce pizza yediğimiz bir yeri hatırladık ve orayı bulduk. White Angel aklınızda bulunsun. Oradan nefis manzaralı ve püfür esen balkonumuza dönüş yaptık. İlçe yenileniyor ve genişliyor. Birçok inşaat ve residance var ! İlçenin içinde çeşitli çaylar ve nehirler geçiyor, üzerlerinde güzel köprüler var. Yeşillendirilmiş. Sanki biraz Eskişehir e özenilmiş ki güzel. Karayollarının arazisine hastahane yapılıyor v.s. Akşam hotel e dönerken, balkonlu mendirek 🙂 te yürürken bir bina ya çok güldük; pavyon gibi ışıklandırmışlar led ile. Yaklaştıkça inanamadık ama bizim kaldığımız hotel. Hey Allah ım, neyse ki 22.00 de kapattılar. 



Tabi yollarda ki kekikler, kara kekikler v.s. Toplamadan olmazzzz. Hotel odasını missss gibi kokuttuk.


Yarın hedef Gelidonya feneri, hava yağmur diyor. Bakalım belki rüzgarlı ve dümdüz  ilk 22 km aldıktan sonra  köyde kalır, sonraki 9-10  km taşlı, kayalıklı yolu bir sonraki gün tamamlar öyle çıkarız fenere. Son iki km, yüklü bisikletlerle zor. Yolda hiçbirşey olmadığı için yiyecek ve su hesabı da yapılmalı. Fener in orada elektrik de yok. Of keşke hava açık olsa da nefis yıldız şölenini kaçırmasak.

Kalın sağlıcakla
Hevesli ve azıcık tırsmış kremci anne



8 Mayıs 2018 Salı

4. Gün bitti

Iyi akşamlar,

4. Gün bitti. Hayatımı böyle yollarda, bisikletle dolşarak, yaşayarak geçirebilirim. 




Sabah harika bir manzaraya kalktık Kekova, Kale Köyünde. Cennetten bir parça. Güzel huzurlıu bir cennet. 



Güzel bir kahvaltı, toplanma, kurumuş çamaşırları toplama ve saat 11.00 de tekne talimatı.



Hava güzel, deniz durgun, dönüşte bisikletleri yüklemedik, çantalar ayrı bisikletler ayrı rahat ettik. Sergen dönüş yolunda yine bizimle dalgasını geçti, yada gerçekten benzin bitti. Ben o kadar eminim ki Sergen in bu işi bir şekilde halledeceğinden, o sırada kısa bir film çekmekle meşguldüm zira denizin rengi inanılmazdı. Lacivert mi, mavi mi, turkuaz mı?



Kıyıya vardık. Birbuçuk litrelik suya 4 Tl verdik. Nakit paramız olmassa 100 tl nakiti oradan alabileceğimiz öğrendik. 5 Tl kesilerek tabi. 



Kekik ve adaçayı kokulu köyü gerimizde borakıp hemen yokuşa vurduk kendimizi. Geliş yolumuzdan değil yaklaşık 10 yıl kadar önce açılan diğer yoldan geri döndük. Heryer tarihi eser, yeşillik, kekikler harika kokuyor çiçek açmışlar. 



Yolda harika bir atıl mezar gördüm. Billahi Dalyan da ki kral mezarlarından iyi durumdaydı. Cem beklerim işareti verince, biraz içeriye yürüdüm ve yakından da fotoğraf çektim. O sırada küçük bir hortum oluştu, içinde kağıtlar, toz toprak ve kırlangıç kuşları. Dönüp duruuu. Allahtan ters yöne gitti. Ne garip bir duygu.



Hava hep bulutlu, arada güneş felaket terletici. Nisan da çıkamadık ya hava bİze Nisan daymışız gibi kıyak yapıyor. Yağmur yağar yağmaz derken, başladı. O sırada harika bahçeli bir evin önünden geçiyorduk, oturalım birşeyler içelim dedik ama maalesef kimse yoktu. Biz de naylonla örtülmüş garajlarına sığındık, arada dut ta yedik, kuruyemişte. O sırada geldiler, sağolsunlar arabalarını dışarıda bıraktılar ve bize mükellef bir kahvaltı hazırladılar. Ama misafirmişiz gibi; meğer Cate Clow geçmiş Demre den. Demişki odalarınızı açın, yemek yapın, hizmet verin yürüyüşçülere demiş. Hanımlara ücretsiz eğitimler verdirmiş, Efes Pilsen finansörlük yapmış v.s. İyi ki varlar.



Etrafta sera çok fazla. Borç içinde yüzdüklerini de belirttiler ama seradan vazgecen yok anlaşılan. Bir de toprak yok bölgede. Önce taşlarla bir yer yapıp üzerine toprak getirttirip sonra sera için kapatıyorlarmış. Arada bölgede iki tane de kekik ve adaçayı yağı çıkaran olduğunu öğrendim. Eh CrocuS için bir tur da araba ile yapalım bari. 



Yokuşlar, harika manzaralar, eski kiliseler, muhteşem deltalar. Yol kenarı çöpleri. Yolda soru soran, serbest çadır yeri arıyoruz diyen kafası güzel gençler, havlayan sevimli köpekler. Memleketim o kadar güzel ve fakat o kadar bakımsız, salaş ve pis ki. Olana dokunmasak bile yeter amma...



Akşam Cem in daha önce geldiği camping te kalmaktı hedefimiz. Hala açık ve yerinde. Delta nın ucunda bir yanı nehir sonunda harika bir kumsal ve bir tarafında daha iki yıl önce açılmış olan muhteşem bir müze ; likya uygarlığı müzesi. Kuş cenneti de cabası. Değişik türler, ötüşler. 



Müzeyi gezdik. Müze kart geçiyor, yanınızda yoksa giriş 5 tl. En az iki saat  ayırın derim. Sarnıcı da var, yerebatan sarnıcının birebir kopyası imiş. Ters Medusa yok tabi. Ada ile de kesin gelmeliyiz. Bayılırr kızım müzeye. Emeği geçenlerin eline sağlık. 




Akşam yemeği ve kahvaltı Andriake campingten toplam 135 tl. Kalma çadır 50 Tl. Kişi başı 25. Tek kişi çadır 30 olmalı. Ortam güzel ama salaş. Su var, sabun var, yemekler ve müzik güzel. Bilenler bilir Şile deki kamplar gibi. Kaş camping ile kıyas yapılamaz bile. Üstelik aynı fiyat. 



Yarın hedef Finike, sonra Gelidonya. Yaşasın. Hayale bir iki adım kaldı.

Kalın sağlıcakla







7 Mayıs 2018 Pazartesi

Kekova, canım Kekova

Merhaba, 


Kaş tan ayrıldık bu sabah. Gerçi planladığımız saatten daha geç ayrıldık ama sebebi  güzel. Stephen ile tanıştık sabah. Tam kahvaltıda, kapıda ki bisikletler sizin mi diye gelip bize katıldı. Pardon, kahvaltı edin sonra gelirim dedi. Jet hızı ile kendi kahvaltısını bitirdi ve hopp gelsin sohbet. En sevdiğimiz şey. 




Leverpool dan çıkmış yola. Eşimden izin istedim, bir evimi sattım. Ama eşimin oturduğu evi değil dedi. Ve yollara düştüm dedi. Bir kaza geçirmiş ondan sonra aymış ve yaş 55 başka ne zaman yapacağım diyip kendine 5000 Eur luk bir Koga almış. 4 aydır yollardaymış. Aslen Avustralya İngilizlerindenmiş. Arada eşi geliyor ve 5 yıldızlı hotel olması şartı ile buluşuyorlarmış orada burada. Maşallah diyelim.




Ben daha bugün öğrendim bu bisiklet markası "koga" yı. Meğer pek ünlü imiş. Vites sistemi araba gibiymiş filan "Rohloff"  diye adlandırılıyormuş. Ve fakat 4 ayda bu sistemde bir aksaklık olmuş, e tabi anlayan yok. Firmayı aramış ve firma 5000 Eur a sattığı bisiklet için topladım, o parça bana ait değil gibi birşey söylemiş. Dünya olmuş kalleşler araenası. Yaw siz de olsanız, bir bisiklet gönderip, tamir olana kadar müşterisi ni memnun etmesini beklemezmisiniz? 


Yol boyunca 100 lb vermiş, demez mi belli değil değilmi diye. Bravo o bisikletle 4 ay yollarda olmasına. Kapıda biraz daha konuştuk ve Stephen araba ile Demre ye gitmek üzere bindi ve bizde zorlu Kaş yokuşuna doğru yola çıktık. Arada Stephen gelin sizi de bırakayım diye az ısrar etmedi. Hayırrrr dedik. Yolu açık olsun.




Deniz seviyesinden 1050 metreye kolay değil. Aldık anneanne vitesine ve yola çıktık. Tam seyir noktasına çıkacağız aa bir baktık hanımlar kahvaltı hazırlıyorlar. Afiyet olsun dedik ve durun durun sıcak pişi var dediler. İtiraz etmedik, Cem gömdü pişinin bir tanesini. Ohh ellerine sağlık. O kadar yavaş geçiyoruz ki, sohbetler devam ediyor tabi. 




Yaklaşık bir kilometre sonra biraz soluklanalım dedik. Hop arı tarafta minbüsten bir hanım indi, baktık tek tek karşıya birşeyler taşıyor. Yardım edelim dedik. Gerek yok dedi ama iz otururken bir baktık, elinde elmalar geliyor, buz gibi elmalar. Aaa sağouno kadar ok ihtiyacımız yok dememizi de dinlemedi. E peki nerenin bu elmalar, cevap Elmalı nın. Bereketli olsun.



Çıktık vallahi yokuşu. Dolana dolana. Gurur duydum bizimle. Yavaş mavaş. Yarışta değiliz. Tam mola verelim derken, benzinci derken baktık güzel bir tesis. Oturduk, aa yabancı değilmişssiniz, ne kadar benziyorsunuzlar derken ohhh güzel kadehlerde buz gibi sular, kahveler ve sadece 10 tl. Sinema yeri, nargileler, harika bir şömine, güzel mi güzel köpekler, bungolowlar. İstanbul dan gelen arkadaşlar, yolları açıkolsun. Hava serinledi o noktada, hemen giydik yelekleri. Yolda soyunduk tabi, yokuş bitmemiş meğer. Katır tırnakarı kokusu ile yola devam ettik. Cem in daha önce de yemek yediği benzincide güzel bir mercimek çorbası ve yumurtalı, kaşarlı pide gömdük.




Yine yokuşlu,harika manzaralar eşliğinde Kekova ya indik. Hava mis. Aradık Murat ın bize ayarladığı Mehtap pansiyonu ve bizi alıp Kale ye götürdü ama minik motor, koca gidi ve yüklü bisikletlerle biraz komik ve korkutucu oldu. Biran, bisikletleri denizin dibinde hayal etmedim değil. Neyse sağsalim vardık Kale ye ve hemen duş almadan şöyle bir dolaştık. Çok güzel bir yer oldum olası kalmak isterdim. Bugüne kısmetmiş. Acaba yine güzel bir ezan dinleyecekmiyiz yoksa hoperlör mü olacak bakalım. 




Harika bir veranda, harika bir coğrafya. Geliniz, kalınız. Keyifle tavsiye ederim. 







Sırtımız yatak, başımız yastık görecek. Yihhhuuuu.


Kalın sağlıcakla

Uykusu gelmiş, kremci anne






6 Mayıs 2018 Pazar

Kaş, hala Kaş

Merhaba

Bugün Pazar, dedikkki yolda olmayalım. Herkes yolda zaten. 

Gece pek rahat geçmedi, uyuduk tabi ama  çadır 50 yaş üstü için daha konforlu olmalı. Cem aldırmadın bana 5 cm lik matlardan diye söylendi durdu. Haklı, ses etmedim. Eskiden dalışa giderken ne güzel şişirir koyardık yatakları, üstüne çarşaf ohhh püfür püfür. Sonra internetten baktık 5 cm lik matların fiyatlarına oyyyyy döviz bu kadar uçunca 500 tl olmuş tanesi. Kader.



Gürültü; sabaha karşı içen, arabalarında bangır bangır müzik dinleyen gençler. İçtikleri şişeleri fırlatan akılsız gençler. Bir ara acaba kafamıza gelirmi dedim sonra yok yaw çadır gözükmüyor bile yoldan dedim. 


Tabi ki çamaşırlar yıkandı ve fakat duşta değil, size özel ayırdığımız çamaşırhane de yıkayınız yazısını pek geç gördüm. Ooops ( kızım diyor ki anne Türkler! Ops diyor, yanlış) 


Tamam, pencereleri az ama bu yüksek, tank görünümlü karavana bayıldık.





Harika manzaralar vardı yol boyunca. Buraya yağmadı bugün. 21.19 itibari ile hava şeker, nem yok. 
Sabah Dalyan a döktürmüş bayağı, iyi bahçe sulama derdi yok Kiki ye.


Bayıldık bu eski eve ve hemen yanında ki harika renkli begonvile. 

Yine de sabah 8.30 uyandık, tertemiz tuvaletler, duş v.s. Kaş Camping, tavsiye ederiz. 
Kaş a yürüdük kahvaltı için. Kış ın da açık olan yerli halkın tercih ettiği biryerde kahvaltı edelim dedik, internete bakalım dedik. En sonunda aynen benim gibi, sağını sol, solunu sağ gösteren bir hanımdan "simitçim" e gidin tavsiyesini aldık ve iki dakika sonra Karatay duymasın, hamur cennetindeydik. Kürt böreği bile vardı, simit güzeldi. Vallahi. Tamam bir Yeldeğirmeni yada Maltepe, Beşçeşmeler değildi ama güzeldi.



Sonrası, Kaş sokakları, oraya bak, manzara, tabiki çınaraltı cafe ve çay, muhabbet.
Derken ben dedim ki; yağmur yağarsa çadır ıslak olacak, çamur olacak, acaba bugün yola mı çıksak. Tamam dedik ve kamp alanına doğru yürümeye başladık. Yolda anlaşıldı ki Cem bu saatte çıkmak istemiyor, ben anladım ki onun çadır, yağmur tedirginliğini ben üstüme almamalıyım. E hamburger de hazırdı harika manzaralı cafe de. Kaldık tabi. Sonrası keyf. Kitap. İnternet. Telefonlar v.s. 


Değişik magnetler heryerde. Dalyan da da böyle olmalı bana sorarsanız.


Zakkumlar bildiğiniz ağaç olmuş.


Bir havalıydı ki kedimiz. Kaş kedileri bir değişik güzeller.



Şehir içinden deniz gözükmüyor. Herzamanki hikaye ancak bir tepeye çıkınca görebiliyorsunuz muhteşem maviyi.


Heryer tarih. Kaya mezarları da var,mtiyatro kötü yenilenmiş ama çevre düzenlemsi güzel.

Velhasıl yarınki deniz seviyesinden , 1050 metre çıkmaya hazırız. Hedefimiz öğlende üçağız daki, Kale deki Murat ın bize ayarladığı Mehtap pansiyon. 

Kalın sağlıcakla

İmza, çok yemiş kremci anne

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Dalyan - Kalkan - Kaş bisiklet gün 1

Merhaba,

Hava Haziran gibi, ama biz  bisikletlerimizle yollardayız. Kayınvalidem, namıdiğer "kiki" geldi, ve bir gün sonra biz yollara düştük. Zira bu sefer sadece 7 gün iznimiz var. En son karı-koca birlikte bir 1000 km yapmıştık, kısmet ancak iki yıl sonraya denk geldi. Bu sefer evden arabaya zarzor sığdırdığımız de monte iki bisikletimizle sabah yola çıktık. Kalkan a gelip, Aysin lerin evinin oralarda bir gölgede binbir küfürle monte işini tamamladıktan sonra yola çıkacaktık amma, Cem in bisikletinin gidon vidası tam sıkışmadı. Benim bisikletin arka tekerliği hava katbetmişti, hava pek sıcaktı. Bisiklet tamircisi merkezde olabilir dediler. Olabilir!  Bu cevap bu kadar yokuşu olan Kalkan da pek yetersiz bir cevap. Ne yaptık üç beş kişiye sorduk ve sonunda herkesin toplu olarak bizi yönlendirdiği Akbel semtine doğru yola çıktık.



Marketteki delikanlı, abla şuradan dönün kestirmeden çıkın dedi. 1 km kısa dedi. Gözlerimiz parladı ama yokuşu görmeliydiniz. Pek nadir bisiklet taşırız ama burada maalesef bisikletleri ittik. Bana öyle ağır geldi ki dur bineyim dedim ama sonuç hüzran. Pek güzel düştüm. Cem çok kızdı, güneş tepedeydi filan. Neyse bir şekilde ana yola çıktık ama oradan da daha tepeye, biraz daha bisiklet it v.s. derken,ter akıtmayan ben bile şıpır şıpır terledim. Varın Cem i siz düşünün. 

Bir ara mola verdik, vermek zorunda kaldık. Gölge yok, etraf bildiğiniz yerli kasaba. Sıkıcı. Sıcak. Pis. Sığındığımız yer otobüsdurağı. Aramızda espri yaptık. Meğerse gideceğimiz yer 100 metre sonraymış diye. Ama kalp atışlarımı sayıyorum Cem aaa yaşım 50. Dinlenelim dedim. Dinlendik. Ohh suda içtik ve gerçekten 100 metre sonra tamirciler silsilesine kavuştuk. Abi vida değil, senin allen grubu ayvayı yemiş dedi. Hemen sıkıştırdı, para almadı. Yeni allen takımı alın şurada ki nalburdan dedi. Sağolsun. Nalbur 45 Tl dedi ne yaptık almadık. Vardır Cem in bir bildiği. 



Orada vurduk yokuş aşağı. Ohhh ne güzel geldi rüzgar. Aşağıda ışıklardan sola ve nihayet yola çıktık. Manzara harika, rüzgar kuvvetli değil, yol cillop. Yihhhuuuu.



Kısa bir süre sonra karnım guruldadı. 25 km sonra beraber Kaş ta yeriz demiştim ama Cem zorladı. Ben de yedim. İyi ki yemişim. Keyifsiz olurdu yol. Kalkan çıkışında Gümüş ün yerinde mola verile, manzara harika. Fiyatlar tuzlu, servis geç ama leziz. Aşağıda biryerlerde arıtma kurulmuş ama kokusu gelmiyor.  



Biz orada otururken Antalya dan gelen bayağı kalabalık bir motor grubu geçti. Ne kadar güzel motorlar var. Hedef motor ama 60 dan sonra 🙂

Arada kocaman pahalı bir mercedes geldi. Bozuk Türkçeli bir çift; saklı kente nasıl gideriz dedi. Yaw ters istikamet gelmişssiniz dedim. Koca bir ekranı vardı konsolda, e şunu kullanın dedim. Ya bırak güvenmiyorum ben ona dedi. Kahkalar arasında döndüler ve gözden kayboldular. Bulmuşlarmıdır saklı kenti.

Ve nihayet sabah düşmemiz gereken sahil yoluna düştük, neredeyse 5 dk. sonra Kaputaş mağarasına gelmiştik bile. Aman bir kalabalık bir kalabalık. Yolu sıcak asfalt yapmışlar, otoparklar yapmışlar. E güzel olmuş. Aksaklıklar ve istemediğim şeyler var ama biz yola odaklanalım. Bisikletleri bırakıp aşağıya inmedik. Bir ara Cem sen inersin bir de çıkarsın bu 200 basamağı dedi ama yemedim. Manzara yine muhteşemdi. Yıllar önce annemin çakıl taşlarında kıyı da yuvarlanışı geldi aklıma pek güldüm. Sahilde çakıl falan kalmamış. Kum haberiniz ola.



Kaputaş tan sonra Kalkan a kadar yol harıika. Bence ve Cem ce her bisikletlinin yapması gereken bir yol. Trafik ise çok değil ki bugün Cumartesi idi. Yarın yolada olmak istemiyoruz. Pazar günleri herkes yollarda oluyor biz eksik kalalım. 


Kaş a giriş yaptık genelde çadır gecelik 50 tl. Bungolowlar 120-290 aralığında. Yol üstü kalmak istemedik. Yıllar önce John ile kaldığımız kampı bulmak istedim ama beceremedim, benzetemedim derken bir tabela gördük yoldan ayrılan ve yokuş olan. Üşenmedik Kaş camping tabelasını takip ettik ve bingoooo. Harika bir yer. Değişmemiş, gelişmiş. Daha fazla karavan almış ve harika bir cafeterya eklenmiş. Etrafta güzel insanlar, denize atlayanlar, kitap okuyanlar, ünlüler. Duşlar temiz, su sıcak. Daha ne isteriz. Üstelik Kaş a 10 dakika yürüme mesafesinde. 




E yine birşeyler yedik tabi. Ve bişey söyleyeyim mi, bisikletten sonra bir yorgunluk birası ve birlikte olmak gibisi yok. Şükür. Bin şükür. 

Çadır kuruldu, bu satırları Kaş ta, internetini de kullandığımız Palmiye cafe den yazıyorum. Beldenin merkezindeki mezar yine harika. Dükkanlar,tasarım işleri, meyhaneler, lokantalar pek güzel. Kaş ı oldum olası sevmişimdir zaten.

Namaste
Sevgiler, bisikleti seven anne