7 Mayıs 2018 Pazartesi

Kekova, canım Kekova

Merhaba, 


Kaş tan ayrıldık bu sabah. Gerçi planladığımız saatten daha geç ayrıldık ama sebebi  güzel. Stephen ile tanıştık sabah. Tam kahvaltıda, kapıda ki bisikletler sizin mi diye gelip bize katıldı. Pardon, kahvaltı edin sonra gelirim dedi. Jet hızı ile kendi kahvaltısını bitirdi ve hopp gelsin sohbet. En sevdiğimiz şey. 




Leverpool dan çıkmış yola. Eşimden izin istedim, bir evimi sattım. Ama eşimin oturduğu evi değil dedi. Ve yollara düştüm dedi. Bir kaza geçirmiş ondan sonra aymış ve yaş 55 başka ne zaman yapacağım diyip kendine 5000 Eur luk bir Koga almış. 4 aydır yollardaymış. Aslen Avustralya İngilizlerindenmiş. Arada eşi geliyor ve 5 yıldızlı hotel olması şartı ile buluşuyorlarmış orada burada. Maşallah diyelim.




Ben daha bugün öğrendim bu bisiklet markası "koga" yı. Meğer pek ünlü imiş. Vites sistemi araba gibiymiş filan "Rohloff"  diye adlandırılıyormuş. Ve fakat 4 ayda bu sistemde bir aksaklık olmuş, e tabi anlayan yok. Firmayı aramış ve firma 5000 Eur a sattığı bisiklet için topladım, o parça bana ait değil gibi birşey söylemiş. Dünya olmuş kalleşler araenası. Yaw siz de olsanız, bir bisiklet gönderip, tamir olana kadar müşterisi ni memnun etmesini beklemezmisiniz? 


Yol boyunca 100 lb vermiş, demez mi belli değil değilmi diye. Bravo o bisikletle 4 ay yollarda olmasına. Kapıda biraz daha konuştuk ve Stephen araba ile Demre ye gitmek üzere bindi ve bizde zorlu Kaş yokuşuna doğru yola çıktık. Arada Stephen gelin sizi de bırakayım diye az ısrar etmedi. Hayırrrr dedik. Yolu açık olsun.




Deniz seviyesinden 1050 metreye kolay değil. Aldık anneanne vitesine ve yola çıktık. Tam seyir noktasına çıkacağız aa bir baktık hanımlar kahvaltı hazırlıyorlar. Afiyet olsun dedik ve durun durun sıcak pişi var dediler. İtiraz etmedik, Cem gömdü pişinin bir tanesini. Ohh ellerine sağlık. O kadar yavaş geçiyoruz ki, sohbetler devam ediyor tabi. 




Yaklaşık bir kilometre sonra biraz soluklanalım dedik. Hop arı tarafta minbüsten bir hanım indi, baktık tek tek karşıya birşeyler taşıyor. Yardım edelim dedik. Gerek yok dedi ama iz otururken bir baktık, elinde elmalar geliyor, buz gibi elmalar. Aaa sağouno kadar ok ihtiyacımız yok dememizi de dinlemedi. E peki nerenin bu elmalar, cevap Elmalı nın. Bereketli olsun.



Çıktık vallahi yokuşu. Dolana dolana. Gurur duydum bizimle. Yavaş mavaş. Yarışta değiliz. Tam mola verelim derken, benzinci derken baktık güzel bir tesis. Oturduk, aa yabancı değilmişssiniz, ne kadar benziyorsunuzlar derken ohhh güzel kadehlerde buz gibi sular, kahveler ve sadece 10 tl. Sinema yeri, nargileler, harika bir şömine, güzel mi güzel köpekler, bungolowlar. İstanbul dan gelen arkadaşlar, yolları açıkolsun. Hava serinledi o noktada, hemen giydik yelekleri. Yolda soyunduk tabi, yokuş bitmemiş meğer. Katır tırnakarı kokusu ile yola devam ettik. Cem in daha önce de yemek yediği benzincide güzel bir mercimek çorbası ve yumurtalı, kaşarlı pide gömdük.




Yine yokuşlu,harika manzaralar eşliğinde Kekova ya indik. Hava mis. Aradık Murat ın bize ayarladığı Mehtap pansiyonu ve bizi alıp Kale ye götürdü ama minik motor, koca gidi ve yüklü bisikletlerle biraz komik ve korkutucu oldu. Biran, bisikletleri denizin dibinde hayal etmedim değil. Neyse sağsalim vardık Kale ye ve hemen duş almadan şöyle bir dolaştık. Çok güzel bir yer oldum olası kalmak isterdim. Bugüne kısmetmiş. Acaba yine güzel bir ezan dinleyecekmiyiz yoksa hoperlör mü olacak bakalım. 




Harika bir veranda, harika bir coğrafya. Geliniz, kalınız. Keyifle tavsiye ederim. 







Sırtımız yatak, başımız yastık görecek. Yihhhuuuu.


Kalın sağlıcakla

Uykusu gelmiş, kremci anne






Hiç yorum yok: