13 Haziran 2012 Çarşamba

İpek Hanım Çiftliğinden gelen ürpertici yazı.

Merhaba,

Bu akşam Ada yı aldık yuva dan birlikte. Cem, haydi biraz dolanalım dedi Pendik te. Karnimiz ac tabi. Dışarıda yesek dedi, hiç canım istemedi. Niye mi; buyrun;

Her bakış açısına açığımdır, her konunun mutlaka bir alternatifi vardır derim ama bu yiyecek konusu öyle suistimale açık bir konu ki.

Offf.of. Biliyorum içiniz kararacak benim gibi ama paylaşmalıyım. Pinar hanimin yazdiklarina kulan verin lütfen;


Nişantaşı City's'te çok konuştuk geçen hafta. Çok sohbet ettik, çok sarıldık, çok gülüştük, çok dedikodu yaptık. :) Yazacağım diyordum konuştuklarımızı bu hafta. Aklımda kaldığı kadarıyla toparlayayım burada. :) 
Çiftliğin üretim yöntemleri hakkında sorular geldi. Hani tarımın hangi tohumlarla, hangi koşullarda yapıldığı değil de ne ölçekte, nasıl bir planda yapıldığı ile ilgili... Bu denli çok ürünün ekim - dikim planlaması, takibi... ''Hepsine nasıl yetişiyorsunuz?'' gibi bir soru geldi mesela. 
Hepsine yetişiyoruz. :) Hatta fazlasına da yetişiyoruz. Ekipman ve çalışan sayımız cidden fazla. Ekim - dikim yapılan araziler de bir o kadar büyük. Hani görgüsüzce rakamlara vurmak gerekir mi bilmem ama size giden ürünlerin bir o kadarı da Nazilli'de, çiftlikte satılıyor. Hatta ufak tefek butik oteller, cafe'ler, pastaneler ve birkaç da anaokulu var müşterilerimiz arasında. Planlı çalışılan dört büyük mutfak; ürünleri tartma, paketleme, kolileme işlerinde çalışan 75 maaşlı, sigortalı kadınımız var. Sebzelerin - sadece sebzelerin - yetiştiği alan 400 dekarın biraz üzerinde. Bu araziler oğlum Can'a ve kızım İpek'e ait. 3 traktör, 27 inek, dikim ve hasat zamanları gelen 40 tane de çapacımız var. Portakal, mandalina, nar, zeytin kestane ve incir üretimimiz talebin hayli üzerinde. Kolilerden çıkan kağıtlarda zaman zaman sebzeler için ''yetmedi'' notları görüp kızıyorsunuz, biliyorum. :) Bu ürünler ise fazlasıyla yetiyor, hatta artanı tüccarlara satılıyor. 
''Dışarıdan aldığınız ürünler var mı?'' sorusu geldi. Alıyoruz elbette. :) Listede, açıklamalarında da belirtilen pirinç, şeker, tuz gibi birkaç ürün haliyle benim üretimim değil. Bununla birlikte toplaması bizi çok meşgul edecek yabani otları kendimiz toplamıyoruz. Belli bir prim sistemi ile çalışanların annelerine, kardeşlerine, çocuklarına falan toplatıyoruz. En çok da bu sayede para giriyor zaten çalışanların evlerine. Kekik, Yabani Nane, Çam Sakızı, Çam Kozalağı, kapalı halde Künhar, Dağ Çayı, Hatmi, Altın Otu, Papatya, Isırgan, Ebegümeci, Eneç, Taze Kişniş, Hardal Otu, Biberiye Çalısı, Narpuz, Böğürtlen, Yaban Mersini, Kızılcık, Kuşburnu... Bunlar öyle tarlalara ekilip dikilen, hasat edilen şeyler değildir. Doğada kendiliğinden yetişir, birileri toplar, toplayana ait olur. :) Organiği, ekolojiği falan da olmaz bu tip şeylerin. İstanbul'da pek çok yer bu pazarlama stratejisini uyguluyor. ''Organik Adaçayı Geldi!''. Organik olmayanı yok ki bunun..? Hormonla yetişen, tohum atılan bir şey değil... Önemli olan tek şey toplandığı yerdir. Benim listemdeki bu ürünlerin toplanma alanları 1300 rakım'ın üzerinde. Araç yolu falan olmayan, pırıl pırıl alanlar... Araç yolunu bırakın hatta, kurşun, kuş bile uçmuyor. Şu dönemlerde çiftliğe gelip yaylaya çıkanlar gayet iyi anladı ne demek istediğimi. :)
''Herbisit ilaçlar'' hakkında konuştuk biraz. Ot öldürücü ilaçlar yani... Ben bunları hiç kullanmadım. Hiçbir zaman da kullanmayacağım. Bunun yerine kırk kişilik bir çapacı grubunu bugün bu tarlada, yarın şu tarlada çalıştırmak sanırım koca Ege'de sadece benim uyguladığım bir yöntem. Yabani otlar sadece ve sadece insan gücü ile sökülüyor. Gerçek bir zehir olan herbisitleri Ege'de kullanmayan tek üretici olabilirim. Adım gibi eminim hatta, öyleyim. Kimse ama kimse ot öldürücü atmadan dikim yapmıyor. Onca çapacının yevmiyesini göze alacak, sizin için ödeyecek tek bir çiftçi ile tanışmadım bugüne kadar. Çünkü yok. En ufak köyde, beş metrekarelik minicik bahçeciklerde bile yok.
Bunu bildiğim için köylüler ile güven ilişkimi sınırlı tuttum hep. Birkaç çiftçi ile anlaşıp kendi arazilerinde, benim kontrolümde, benim için dikim yapmaları iyi olabilir diye düşündüğüm de oldu. Yapmadım. Yine adım gibi biliyorum, illa ki sokarlardı herbisitleri. İpek Hanım Çiftliği'nin adını pırıl pırıl getirdim bugüne kadar. Öyle de sürdürmeye kararlıyım. Ekim - dikimler sadece bize ait arazilerimizde, bizim tohumlarımız, fidanlarımız ile bizim maaşlı çalışanlarımız tarafından yapılıyor. Herhangi bir çiftçi ile ortaklığım söz konusu değil. 
''Yeni müşteri kabulleri devam ediyor mu?'' diye soran birkaç kişi oldu. Kısmen evet, kısmen hayır... Sınırlı sayıda yeni müşteri kabul edebiliyorum bir süredir. Böyle de devam edecek gibi... Sizin eşiniz - dostunuz, akrabanız, arkadaşlarınızdan ileriye açılmamak en mantıklısı. Gerçek, hilesiz tarım ürünlerine ihtiyaç duyan annelerden, hastalardan ya da... Moda tabiri ile ''kantiteyi'' değil, hizmet kalitesini arttırmak istiyorum. 
Bizde olmayan, ancak almak istediğiniz bazı ürünler var. Bu konuda bir tavsiyem olup olmadığını sordunuz. Aylardır bu konuyu düşünüyorum desem yeridir. İnanın öyle bir pozisyondayım ki; bildiğimi, gördüğümü anlatmaktan çekinir hale geldim. Hangi birinden anlatmaya başlasam bilemiyorum. 
Benim Anadolu köylüsü ile ilk ciddi ilişkim Şirince'de olmuştu. Tarih 1997 ya da 1998... İstanbul'dan ayrılma kararı aldığımda, gidip Şirince'de bir Rum evi satın almıştım. Restorasyona başladık, sürekli gidip geliyoruz, komşularla falan tanışıyoruz... Hepsinin önünde bir tezgah var. Ev şarabı, hediyelik ürünler falan satıyorlar. Bir sabah kadastro görevlileri mi ne gelecekti, erkenden orada olmam gerekti. Sabahın köründe köy meydanına gidince bir de baktım bir tanker var orada. Herkes, elinde Coca Cola şişeleri, tankerin yanına gidip doldurtuyor. Olayı uzaktan görünce İstanbul'a alışık kafam ''Belediye su dağıtıyor herhalde...'' dedi. Sonra yaklaştım, baktım; bulanık, pembe renkli bir şey doluyor şişelere. ''Aa bu ne ya?'' dedim Şirince'deki arkadaşıma. ''......... Şarap Fabrikası'nın tankeri'' dedi. ''Haftada iki gün gelir, ev şarabı diye sattıkları şişeleri doldurur. Bu şarabın fabrika atığı, bozulmuşu da geliyor arada bir; o da ev sirkesi diye satılıyor.''. Şaşkınlıkla dinlerken o tezgahlarda satılan el yapımı bebeklerin, dantellerin, yün çorapların, patiklerin falan da Konya'daki bir toptancının getirdiğini öğrendim. 
Zeytinyağları? O da tankerle geliyordu. Karışım diyorlar adına. Pamuk ve kanola yağı ile karıştırılmış, sıkım sırasında sıcaklığı yükseltilerek öldürülmüş bir zeytinyağı idi tankerden akan. Coca Cola şişesine girip evlerin önünde, yol kenarlarında satılan her şey ''Köy Ürünü'' oluveriyor birden. Yumurta tavuk kakasına bulanınca köy yumurtası oluveriyor ya da... 
O zamanlar sadece hayretler içinde dinlediğim bu tuhaf işleri, geçen yıllar boyunca bizzat yakından gördüm. Bu düzenin misli misli hile karışmış haline şahit oldum, bu işin ''profesörlerini'' çooook yakından izledim. Ege'nin ilçe pazarlarında bile, pazara çıkan malların %95'inin sebze - meyve hallerinden geldiğini, kalan %5'inin de köylülerin ''Aman böcek, sinek yemesin'' diye zırıl zırıl ilaç boca edip yetiştirdiği ürünler olduğunu biliyorum artık. 
Tavsiye edebileceğim şey ne olabilir..? Organik pazarlar olmadığı kesin. Doğalcıyız, Yerelciyiz, Organikçiyiz diye her yeni gün onar - on beşer tane artan, üç saatte kurulmuş internet siteleri de değil. Belki ''iyi tarım uygulamaları'' olabilir önerebileceğim şey. Bildiğim kadarıyla pek çok Migros mağazasında böyle bir bölüm var. Kurumsal kimliklerinin ciddiyetine güvenerek, nispeten, olumlu bir görüşüm var bu reyonlar için. 
''Siz gerçek misiniz?'' diye bir soru geldi ki, soruyu soranla bir süre bakıştık, sonra ikimiz de gülme krizine girdik. :) Benden nefret eden ''organik pazarcılar'' böyle bir dedikodu çıkarmış çıkara çıkara... Pınar Kaftancıoğlu diye biri hiç yokmuş. Ya da olsa olsa İstanbul'da yaşayan bir pazarlama uzmanı imiş. Nazilli'de kurulu bir çiftlik de yokmuş. Ne orada yaşayan varmış, ne çalışan... 
Pes! :) 
1998'den beri buralarda, 2000'den beri de Nazilli'deyim. Kendime izin verdiğim Cumartesi günleri var burada olmadığım, bir de kırk yılda bir Kuşadası'na, torunumu ziyarete gittiğim günler... Kalan zamanda çiftlikten ayrıldığımı gören olmamıştır sanıyorum. Kızım, İpek; İsabeyli'de, Yüzyıl Bezci Koleji'nde okuyor. Ben de ipekhanim.com 'un iletişim bölümünde detaylı haritasını bulabileceğiniz, Ocaklı Köyü'nün tam ortasındaki çiftliğimde, bir tek gece bile dışarıda kalmaksızın bilfiil yaşıyorum. Varım yani! :) Bu saçmalıkların envai çeşidini duydum bu güne kadar ama bu, iyice aşmış. :)
''Biz şöyle bir gittik, baktık, kapılarında Antalya Hali'nden gelen kamyonlar mal indiriyorlardı'' gibi dedikodular da dönüyor internette zaman zaman. Sağolsunlar; organikçi, doğalcı, yerelci, bilmem neci internet siteleri en büyük rakipleri bellediler beni. Boş durmuyorlar hiç. Boş durmuyorlar da... ''Acaba'' diyorum, ''on yaşındaki çocuğun bile elinde fotoğraf çeken bir cep telefonu var artık, bunların elinde yok muymuş da bir fotoğraf çekselermiş, biz de görseymişiz?''. Hayal gören pek sevgili bu arkadaşların mutlaka bir doktora görünmelerini önerebilirim en fazla... :)
''Salçalar çiğden mi yoksa kaynatılarak mı yapılıyor?''. Bu da gelen sorulardan biriydi. Domatesler doğranıyor, kazanda kaynıyor, sonra kevgirlerde sıkılıyor. Çıkan püre tuzlanıyor, paslanmaz tepsilerde damlara kuruluyor. Güneş altında karıştırıla karıştırıla günleniyorlar. Anadolu'nun en ücra köyünde, bakkallarda dahi satılan ''salça tozu'' denen sentetik kimyasal asla kullanılmıyor. Adı ''Salça Tozu'' olduğu için masum duran bu acayip şey, aslında tüketiciler yüzünden bu kadar revaçta... Siz, ''salça çok tuzlu'' diye şikayet ederseniz, gıda endüstrisi de bu katkı maddesini kullanır. Böylece tuzsuz salçaya ulaşmış olursunuz. Ama bunu yıllar boyu tükettikten sonra hastalıklara yakalanıp şikayet etme hakkınız olmaz. 
Benzer durum tuzsuz zeytin talebinde de ortaya çıkıyor. Zeytin acıdır, buruktur. Bu acının çıkarılması için iki şey kullanılır. Tuz ya da kostik. Tuz, masumdur. Olması gerekendir. Zeytinleri akşamdan suya yatırırsınız, çıkar. Eğer akşamdan suya yatırmaya üşenir, tuzsuz zeytin talep ederseniz buyrun: Tuzu az, kostiği çok zeytin karşınızda! Bakkalları bırakın, köyleri dolaşan çerçi arabalarında bile satılıyor kostik. Sabun yapımında da çokça kullanılıyor. Yıllardır tüm Anadolu köylerinde zeytinyağlı sabun; börek pişirilmiş çıkma yağa palmiye yağı, pamuk yağı ve kostik eklenerek üretiliyor. Bunun aksine inanmak saflık maalesef... Kostiksiz kül, kil ve soğuk su ile kestirilen sabunu benden başka yapabileni görmedim. Uğraşacaklarını, becerebileceklerini de sanmıyorum. Sabuna kostiği salıp ''köy sabunu'' diye satmak varken bunu dürüst bir ürün olarak üretmeleri için bir sebepleri olduğunu da... 
''Neden sizde şu anda havuç yok?. 
''Neden çilek yok?''.
''Neden marul gibi gayet basit şeyleri 20 - 30 gün satıp sonra listeden çıkarıyorsunuz?'' soruları... 
Barbunya ya da... Havuç, havaların sıcaklığına göre Ekim - Şubat ayları arasında yetişir sadece. Bitti mi biter... Ama elbette kıştan bol bol sökülüp ilaçlanabilir, soğuk hava depolarına kaldırılabilir ve bu ilaçlı havuçlar tüm sene satılabilir. Şu mevsim satılan tüm havuçların sapsız olmasının nedeni de bu... Havuç benim en fazla beğenilen, en efsanevi ürünüm oldu yıllardır. :) Tadını bilen biliyor. Bitti mi de bitiyor. :) 
Marul... Sinekler ve salyangozlar, marulu acayip sever. Herbisit atılmazsa çok zarar ettirirler. Bu nedenle de hakikaten çok yoğun herbist kullanılır marulda. Benim gibi sıfır ilaç ile, bolca şehit veren bir marul tarlanız varsa yetişmek de biraz zor oluyor haliyle. :) Ara sıra durup beklemek gerekiyor yani... 
Çilek... Pazarcılar bu sene yeni bir laf bulmuş, geldi kulağıma: ''Çilek asla hormon kabul etmez.''. Buna inanan, forumlarda falan paylaşanlara da denk geldim. Bunu söyleyen, inanan, paylaşan herkese sesleniyorum. Yalvarıyorum. Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun. Bu çileği en fazla yiyenler, çocuklar... Bu günahın altından kalkamazsınız. Lütfen... Annelere de sesleniyorum. Karadut, böğürtlen gibi temiz ürünlerle ikame edin çileği. Yazın yolunuz bir köye düşerse, çilek yetiştiren birilerini görürseniz de sorun, belki vicdanları sızlar, anlatırlar... 
Barbunya... Barbunya Ege'de henüz çıkmadı. Bizim tarlamızda da beş kilo, on kilo falan yeni yeni dökmeye başladı. On beş gün sonra ancak başlanır toplanmaya. Haziran'ın ilk haftasında semt pazarlarından, Ege'den aldığınız tüm barbunyalar Antalya seralarının malıdır. Aksini söyleyen yalan söyler. 
''Mutfak Sanatları Akademisi, City's Nişantaşı falan derken İstanbul'a mı geleceksiniz? Tanıtımlara mı başladınız?''. Bu sorular da geldi. Hayır, gelmeyeceğiz. :) Mutfak Sanatları Akademisi'ndeki buluşma da, City's Nişantaşı'ndaki diyet şenliğine katılmamız da bir tanıtım etkinliği değildi. Sizlerle buluşmak, bir çay içmek, karşılıklı sohbet etmek içindi. MSA'ya sadece biz geldik, City's Nişantaşı'ndaki etkinliğin bir konsepti vardı; haliyle ikramlarımız ve standımız ile orada olmalıydık. Her ikisi de çok ama çok güzel geçti. :) Özellikle City's Nişantaşı'nda, bir ara ciddi ciddi izdiham oldu bizim standın önünde. Bizi tanımayan, sadece yolu oradan geçen hemen herkes büyük bir şaşkınlıkla ''Siz kimsiniz ya?'' diye sordu hayretle. İmza günü var sananlar olmuş... :) Bir gün mail attığınızda ya da telefonla aradığınızda artık yanıt alamazsanız bilin ki nazardan, artık ne olduysa... :) Şaka bir yana Allah nazardan korusun... Biz çok güzel bir şey becerdik. Eşi benzeri olmayan, hala olmayan bir çalışma bu. Karşılığını da sizlerden fazlasıyla aldık. Çok ama çok teşekkür ederim bir kez daha. Ocaklı Köyü'nün ortasında başlayan, komşu dört köyün, dört köyde yaşayan hemen herkesin hayatını değiştiren bu ''şey''; bir devrimdir bana göre. İnşallah taklitlerden, iftiralardan, kötülüklerden tamamen sıyrılır bu yapı. Çakmaları değil, örnekleri çok olsun isteriz. 
Tatile çıkanlara ''iyi tatiller'' dilerim şimdiden. Biz hep Ocaklı'da, çiftliğimizdeyiz. İstanbul - Bodrum yolculuklarınızda falan yolunuzu toplamda bir buçuk saat uzatmayı göze alırsanız, mutlaka ama mutlaka bekleriz. Ben o anda meşgul olsam bile, sizi ağırlayacak pek çok insan var burada. Gelin mutlaka. :) 
Tatil demişken... :) ''Ya Pınar Hanım biz tatile gidiyoruz da ne yiyeceğiz orada otelde?'' diye soranlar da oldu. Tamam, az çok biliyorum da yine de pek öyle otorite sayılabilecek bilgim yok açık büfeler hakkında. :) Araştırayım biraz dedim. Fırsat buldukça takip ettiğim Ekşi Sözlük'te, mesleğinde gördüklerine dayanamayıp açık yüreklilikle anlatan bir aşçının bilgi aktarımı ile karşılaştım. Kahkahalar ile güldüm okuyunca. Tatile çıkacakların kulağına küpe olsun. :)


''Eğer her şey dahil sistemin uygulandığı bir otelde tatil yapacaksanız kulak kabartınız. Aşağıdakileri peşinen kabul etmiş oluyorsunuz. 
Kırmızı et olarak genelde hindi eti kullanırız. Bu da yapısı gereği fazla süner. Ne kadar pişirirseniz pişirin elastiki bir yapısı vardır. Müşteriler genellikle çok az pişmesinden şikayetçidir. 
Balık olarak Alabalık ya da Kuzu Balığı vardır. Kuzu Balığı da tercihen tuzda pişmiş olarak verilir. Aslında tükettiğiniz şey, köpekbalığıdır. Ben hiç kuzu balığı pişirdiğimizi hatırlamıyorum. Tuzda pişirmemizin nedeni, lezzet farklılığını ortadan kaldırmaktır. 
Donmuş balıklarda genelde Sudak ve Kalamar kullanılır. Ahtapot, Ege Bölgesi'nde daha yoğundur. Tabii ki bunları biraya bastırıyoruz. 
Bir gün akşam büfesinde kalan 50 - 60 kg. eti, tabii ki çöpe atmıyoruz. Bu, müsrifliktir. Stajyerlere sosu yıkatıyoruz ve başka bir sos ile bağlayarak ertesi gün büfeye sunuyoruz. Örneğin Demiglace sos ile pişmiş bir yemeğin etlerini alıp Hollandez sos ile tekrar büfeye sunuyoruz. Ama Hollandez sos öyle kolay değildir. Emeğe saygı lütfen... 
Pastane bölümü... Hani bir pastaneye gittiğinizde vitrindeki o devasa boyuttaki tatlıları gördüğünüzde ve fiyatını sorduğunuzda içinizi tuhaf bir sevinç kaplar ya... Eve gittiğinizde tüketirsiniz, tadı da çok lezzetlidir ya hani... 
Ya da her şey dahil sistemini uygulayan bir otele gittiğinizde büfede devasa boyutlarda, krem şanti ile kaplanmış yaş pasta tarzında pastalar karşılar ya sizi. Kime sorsanız ismini bilmediği, herkesin birbirinin yüzüne aval aval baktığı, maşa ile tabağınıza koyarken stajyer çocukların kikirdeyerek sizi izledikleri pastalar vardır ya hani...
Evet evet onlar işte, doğru bildiniz. Biz onlara ''DOYURAN'' deriz.
Bir akşam önceden kalan artıkları çocuklar büfeden toplar, pastanedeki demi chef'ler bu tatlıları bir güzel yoğurur ve akabinde üzerine pralin, damla drop, çırpılmış krema, en sonunda da meyve aromalı krem şanti ekleyerek tekrar büfeye gönderirler. 
Bu durumdan müşteriler şikayetçi değildir çünkü ilk önce biten pastamız bu Doyuran'dır. Hatta takviyesi olmadığından mütevellit, bazı müşteriler şikayet ederler alamadıkları için. 
Pastanelerde bu olay biraz daha hijyeniktir. Eğer sahibi çok iğrenç bir adam değilse sadece vitrindeki pastaları kullanır. 
Kasaphanede işler, bütün gelen parçalara bakar. Genelde köftelerde dana döş ve gerdan kullanılır. Eğer menüde Adana Kebap ya da Urfa Kebap var ise yemeyiniz. Tekrar söylüyorum, her şey dahil sistemin olduğu bir otelde Adana Kebap yemeyiniz. Elinizi bile sürmeyiniz. 
Soğuk bölümünde ise işler çığrından çıkmıştır. Genel olarak, yapılan portör muayenelerinde gaita oranı çok yüksektir. Bunun nedeni, mutfak personelinin hijyeninin yanı sıra mayonez içerikli yiyeceklerin bu bakterilerin gereğinden fazla üremesini sağlamalarıdır. 2000 kişilik bir otelde yapılan rus salatasını, aşçıların elleriyle harmanlamadığını düşünmez birazcık saflıktır. 
Eğer Türk Gecesi var ise ve menüde çiğ köfte de mevcutsa hemen koşa koşa gidip atlamayın. Önce bir düşünün. 1 kg. çiğ köfte 2 saatte yapılıyor. Orada bulunan çiğ köfte en az 20 kg. 'dır. Eğer tam kıvamında olduğunu düşünüyorsanız işler sandığınızdan daha kötüdür. Stajyerler ayaklarına poşet giyer ve büyükçe bir kazanın içinde bir güzel yoğururlar. Kıvamı mükemmel oluyor ama tadını bilmiyorum. Müşteriler iyi olduğunu söylüyor. 
Bütün bunlara karşın büfede hiçbir masraftan kaçınılmaz. Müşterileri aldatmak için bol bol karpuz ve kabak dekoru yaparız. Bir gün saydığımda büfede 20 çeşit yemek olmasına rağmen 50'ye yakın dekor vardı. Önce gözünüzü doyurmak nedir, bunu çok iyi biliriz. 
Patates içeren yemekler bol kalorilidir ve tokluk hissi verirler. Çalıştığım mutfakta en az üç kişiyi patates çuvalının başına dikerim. Sabahtan akşama kadar patates soydururum. Bir öğünde en az üç yemeğim patetes içeriklidir, siz fark etmezsiniz de patates gördüğünüzde saldırıyorsunuz. İçgüdüsel bir şey galiba... 
2000 kişilik bir otelde, sıcak büfede en az 20 kişi çalışması gerekir. Akşamları yemek yediğiniz büfenin önünde bekleyen aşçıların sayısı 4'ü geçmiyorsa ve kılık kıyafetleri temiz ama düzensizse orada işler pek iyi gitmiyor demektir. Ben, mesleğimi saklayarak hemen muhabbete girerim ve sıcak bölümünün yemeklerinin diğer bölümlerden iyi olduğunu söylerim, çok yorulduklarını tahmin ettiğimden bahsederim. Hemen kaç kişi yapar, nasıl yapar, maaş durumu nedir dökülürler. Bu şekilde otel değiştirdiğim çok olmuştur. 
Mümkün olduğunca şov olarak tabir edilen, o anda hazırlanan yemekleri tercih edin. Sıra bekliyorsunuz, biliyorum. Lezzetsiz ama hijyeniktir. 
Pasta tüketecekseniz dilimlenmiş yaş pastalara ağırlık vermeyiniz. Detayına girmeyeceğim, başım belaya girebilir.''

''Hidrofobik Suaygırı'' takma adlı biri yazmış. :) Birazcık düzeltip kısalttım. 

Kalın sağlıcakla.
Endişeli anne Çiğdem



53 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Offf Çiğdem Hanım, pek çoğunu bilsem de gerçekten de ürpertici bir yazı bu. Köy pazarı aldatmacalarını az çok hissediyordum zaten.Özellikle her şey dahil otel bölümünde anlatılanların eksiği var fazlası yok. Ben de bu konuyu ele alan bir yazı düşünüyordum. Aşağı yukarı aynı içerikli.. Artıkların yıkama benzeri işlemden geçirilip farklı soslarla sunumu çok bilinen bir yöntem. Bir de ucuza temin edilen yaban domuzu meselesi var ki, bazı uygulamaların yanında sütten çıkmış ak kaşık sayılır. Kısacası işletmelerin bir tek amacı var; kar edebilmek ama konu doğrudan insan sağlığına gelip dayanıyor. Ne diyelim, insanlar bilinçli davranıp ona göre tüketmeli. O görkemli açık büfelerin yanından bile geçmek istemem doğrusu.

Feride dedi ki...

Tam tatil arefesinde cok icim kalkarak ve endise ile okudum yazini. Gozun gormedigine gonul katlaniyor diyoruz ama yok cok fena bir durum. Zaten acik bufe hic sevmeyen biriyim ama bu sene kizimizla ilk defa hersey dahil tatil yapacaktik. Nasil olacak bilemiyorum.

Oglak Kizlari dedi ki...

Begonvilli ev,

Bu hafta bir beslenme uzmanı girdi dersimize. Kadın diyor ki, üzülerek söylüyorum ama hiçbirşeye güvenmiyorum ve lütfen herşeyi kendiniz yapın diyor. Durumumuz vahim yani.

Bitmiş anne Çiğdem

Feride,

Hiçbirşey yeme, ya da yazı da ki gibi o an yapılanları tüket ve tükettir aşlene de.

Tavsiyece anne Çiğdem

CEPAYNASI dedi ki...

ben çocukluğumu özlüyorum...
her şeyin(salça,bulgur,erişte,şehriye vs...)evde yapıldığı yılları...
artık hiç bir şeyi içimiz rahat yiyemiyoruz...
ne kötü!

Oglak Kizlari dedi ki...

Evet, işin kötüsü herkes çocukluğunda ki yiyecekleri özlüyor.
Güngeçtikçe kötüye gidsiyor sektör.

Karamsar anne Çiğdem

DağlarKızı dedi ki...

Ya iyi güzel de bunları bilmek çoğu zaman bunlardan kaçabilmeyi sağlamıyor ne yazık ki.
Bomonti organik pazardan alışveriş yaptım bir müddet. Oradaki denetimde de gıdaların bir kısmında sorun tespit edilmesi midemi kaldırdı ve vazgeçtim. Şimdi ne yapılır bilemiyorum. Pazardan, mümkün olduğunca mevsimi olduğunu bildiğimiz sebze ve meyveleri tüketiyoruz.

peki yetiştirmek veya salça gibi gıdaları evde yapmak istersek nereden bulacağız malzemeyi, tohumu, fideyi vs?

Oglak Kizlari dedi ki...

Dağlarkızı,

Zor işler tabi.
Fideyi de İpek hanım çiftliğinden alabilirsin.
Mevsiminde 1 Tl ye satışa çıkıyorlar. Benim balkonda ki domates fidesinden saksıda olmasına rağmen iki yıldır domates alıyorum.
Biberi ve salatalığı beceremedim.
Bahçe olması lazım en az bir dönüm bence.
Buarada güven den çok gelen malzemenin tadı çok güzel, kendini satıyor yani ürünler.

Kal sağlıcakla.
Bir diğer endişeli anne Çiğdem

Adsız dedi ki...

Okuduklarımdan değil ama öğrendiklerimden ürperdim açıkçası size yaşatılanları sizde başkalarına yaşatıyorsunuz böğle bir yer yok diye sizde çamur atıyorsunuz PINAR KAFTANCIOĞLU Sütten çıkmış ak kaşık değilsin:))hangi vicdanla insanlara sağlıklı ürün sattığınızı halen anlamış değiliz. Geçeceksin bunları, senin şerrini yaşayanlar bilir zavallı insanlara ektirdiklerini. Sanalda ahkam kesmek kolay her kes size cevap veremez tabii değilmi kendinin açtığı bir sürü blogda yaz yazabildiğincee. Rahmetli Aziz Nesin geliyor aklıma size inananlara gördükçe.

Oglak Kizlari dedi ki...

Adsız,

Aslında ''adsız'' yazarak muhatab alınmamayı hak ediyorsunuz ama yine de belirteyim, burası Pınar hanım ın değil benim blog um.

Keşke uslubunuz daha güzel olsaydı da dikkate değer olmayı hak etseydiniz.

Sinirli anne Çiğdem

Adsız dedi ki...

Kusura bakmayın ama ben de bir diğer adsız olacağım çünkü maalesef pınar hanım öyle herkesi muhatap almıyor isimlerimizi bile unutuyor ve diğer arkadaşın dediği gibi sadece sanalda pınar hanım bence.. maalesef ürünleri ne olursa olsun kendini tanımaktan dolayı çok ama çok üzgün birisiyim... insana tivaret amacıyla değil insan olduğu için değer vermeli sadece müşterilerine değil iş yaptıklarına da değer vermeli diyorum..

Oglak Kizlari dedi ki...

Yooo siz diğer ''adsız'' olmamışsınız ki.

Bir eleştiriyi sunmuşssunuz, tam anlayamasamda, ok.

Bence Pınar hanım la da paylaşın bu duygularınız ve konuşun yada yazışın ltf.

Nedir sorun??

Meraklı anne Çiğdem

Adsız dedi ki...

z.kanbal

neden bu kadar pınar hanım koruma hastalıgı var ınsanlarda anlamıyorum gittim kaldım çiftliğinde bir hafta bir kere pc nin başına geçip oturdugunu görmedım ki sizin konustugunuzu sandıgınız insan o değil kamyon kamyon kargo cıkıyor cıftlıkten her gun sabahları gelen mallar özel arabayla gelen peynırler hepsini gördüm çiftlikte yetişen urunler anca kendi elemanlarına yetıyordur ilaçsız tarım diye ınsanları kandırıyor alın 5-10 fide bahcenıze dıkın bakalım ilaçsız ne kadar verim alıyorsunuz bu memlekette bu işi doğdugundan berı yapan köylülere güvnmeyin istanbuldan gelmiş tıoraktan bile anlamayan ve köylüden 1 e aldıgını size 10 a satan kurnazlara inanın yazık hanımefendı butun blog sahipleriyle arkadaş olup ıstedıgı yazıyı kaldırtıyor butun bloglarda da bır savunma bayana karsı anlam veremıyorum gözunuzle gormeden konusuyorsunuz.

Oglak Kizlari dedi ki...

Z.Kanbal,

Hoşgeldiniz.
Ben Pınar hnm ile öyle çok yazışmadım ki. Telefonda da bir kere konuşmuşumdur.

Ben gidip kalmadım ama kalanların yanında böyle birşey yapılacağına da pek ihtimal vermiyorum, eğer yapıyorlarsa ( hal den alıp Istanbul a satıyorlarsa) neden misafirlerin önünde yapsınlarki, gizlemeye çalışmaları gerekmez mi?

Gelen malzemeler çok leziz, taze, bazılarını çiğ olarak bile tüketebiliyorsunuz.

İlaçlı mı ilaçsız mı bilemiyorum ama ben güvenmek istiyorum İpek Hanm Çiftliğine.

Eğer bütçem uygun olsaydı daha düzenli bir alıcı olurdum ben de.

Ne zaman kalmıştınız, soralım Pınar a neler oluyor diye, daha detaylı bilgi veriniz ki daha detaylı konuşabilelim Pınar hnm la.

Biz Pınar hnm la arkadaş değiliz, ürünleri dolayısıyla tanıştık onunla. Dolayısıyla bana bu blog da birşeyi YAZDIRMASI mümkün değil. Benim herhangi bir kazancım yok bu blog u yazmakta. Kızıma günlük kalacak inşallah. O kadar.

Kendini tam açıklayamamış anne Çiğdem

Adsız dedi ki...

z.kanbal
hayır hanımefendi sözüm size değil diğer bloglarda bu durumlarla karşılaştım geçen eylül ayında kalmıştım halden alıyor demedim sağdan soldan köylüler getiriyor ama halden alıyormu bilemem yaptıgı aracılık ama fiyatlar gerçekten çok yüksek orda köylülerle konuştum biri iyi diyor birisi bizden 50 kuruşa domates alıp istanbul a 6 liraya satıyormuş diyor.tamam bu işi güzel yapıyor ama bu işi yıllardır hakkıyla yapan insanlara yazdıgı yazıları okumuşsunuzdur sanırım o insanlara leke sürmeler onların yaptıgı tarımı küçümsemeler bu işi sadece ben bilirim havaları,kaldı ki bu işi 2-3 senedir yapıyormuş daha önceden hiç alakası yokmuş; ordayken bişeyi merak ettim arkadaşımı aradım pınar hanıma bir mail ile soru sormasını rica ettim o sıradada pınar hanım köylü kızlarla tarlada 5 dakika sonra cvp gelmiş sonunda sevgiler pınar yazan düşünüyorum nasıl aynı anda 2 işi yapabildi burda işte güvenim sarsıldı

Burcu Dorutay dedi ki...

Sn. Kanbal,

Pınar Hanım'ın avukatı değilim ama yazdığınız bu yorumlar beni ziyadesi ile rahatsız etti. Bir hafta kaldığınızı iddia ettiğiniz çiftlikte biz de 20 Ağustos 2012'de iki gün kaldık ve gördüklerimizi düşününce yazdıklarınızda büyük tutarsızlıklar görüyorum.

1) Özel arabayla gelen peynirler ve mal getiren kamyonlar gördüğünüzü yazmışsınız. Bir fotoğraf çekemediniz mi?

2) Çiftlikte bir hafta kaldığınızı yazmışsınız. En çok da buradan belli oluyor yorumunuzun gerçek dışı olduğu. Çiftlikte en fazla 2 gece kabul ediyor misafirlerini Pınar Hn.

3) Konakladığımız yer çiftliğin epeyce uzağındaki yayla evleri idi. Pınar Hn. tüm misafirlerini bu evlerde ağırlıyor. Yani oturup Pınar Hn. ı görebileceğiniz bir yer değil zaten. Ancak gelirken ve giderken çiftliğe uğradığınızda görebiliyorsunuz. Onda da yerinde duramayan bir kadın görüyorsunuz. 10 dk zor konuşabildik kendisi ile.

4) Pınar Hn. ın ekim alanları hayli büyük. Çoğunu gezdik kendimiz. Ürün topladık. Çalışanlarla konuştuk. Hasatlara katıldık.

5) Hem tarlada tarım yapmıyor diyorsunuz, hem Pınar Hn ın tarlada olduğunu yazıyorsunuz. İftira atarken biraz tutarlı olmak gerekmez mi en azından? Kaldı ki 2 senedir alışveriş ederim kendisinden. Gönderdiğim bir postaya üç saatin altında yanıt alabildiğim nadirdir. Çiftlikte kendisiyle tanıştığımızda laptopunda yanıt bekleyen yüzlerce postayı gösterip izin istemişti zaten bizden.

Bu ülkede iyi şeyler yapan o kadar az insan var ki. Lütfen küçük hırslarınızla ve iftiralarınızla onları da üzmeyin. Bir iftira atacaksanız da hiç değilse tutarlı olun.

Benim anladığım siz organik tarım yapan birisiniz ve Pınar Hn dan hayli rahatsız oluyorsunuz. Mertçe bunu yazmak dururken de iftira atma yolunu seçmişsiniz.

Sizin ipe sapa gelmez iftiralar attığınız Pınar Hn bu işi yıllardır yapıyor. Büyük ödüller alıyor. Ha bir de aklıma gelmişken çiftliği canlı yayın kameraları ile izletiyor. Siz bildiğinizi yapmaya devam edin.

Oglak Kizlari dedi ki...

Evvet, geldik bu noktaya.

Burcu hnm, teşekkür ederim yazdıklarınız için.

Ben bir kere daha rahatladım ama Z. Kanbal, sahiden bu kadar kötü olabilir mi? Yani gerçekten işler bu raddeye geldi mi?

İnsanlara iftira atmak bana bu kadar kolay bişeymiş gibi gelmiyor.

Endişeli anne Çiğdem

Hercai Menekşe dedi ki...

"Burcu Dorutay" Hanımın Z. Kanbal'a cevaben yazdığı yorumu ve yönelttiği sorular, Pınar Hanım'ın röportajında aynı iddialar için verdiği cevaplarla birebir AYNI.

Pınar Hanım'ın oradan buradan ürünler toplayarak gönderdiği konusunda artık şüphe yok. Bunun doğru olduğunu en başta Pınar Hanım biliyor.

İstanbul'da geleneknel ürünler satılan bir fuarda Pınar Hanımdan gelen ürünlerin aynısını görünce stand'daki kişiye Pınar Hanıma siz mi ürün satıyorsunuz diye sordum, adam yok tanımıyorum öyle birini filan dedi önce, ısrar ettik bu ürünler aynı dedik. Kabul etmedi. Bir tur attık tekrar stand'a geldik başka bir çocuk duruyordu ona sorduk bu sefer, evet biz veriyoruz diye söyleyince patron olduğunu sandığım kişi gelip konuyu kapatmaya çalıştı. Çok stres oldular resmen.

Pınar Hn. iş yaptıkları ile sessizlik sözleşmesi imzalıyor heralde ;)

Pınar hanım IQ'muz ile dalga geçmeye ve blog'larda dolaylı savunmalar yapmaya devam ediyor. Bakalım ne zaman söylem değiştirecek. Bekliyorum.

Oglak Kizlari dedi ki...

Hercai Menekşe,

Nasıl, nasıl anlamadım.
Valla darılmayın ama ürünlerin aynı yada farklı olduğunu nasıl şipşak anladınız anlamadım. Ne yani üstünde Pınar hnm karnıbaharı mı yazıyor. Ömürsünüz..:-)

Bu blog benim, Pınart hnm bana hiçbişi yazdırmıyor..

Gönüllü anne

Aslı Gelmez dedi ki...

harika bir yazı olmuş bu. sanırım benim üyeliğim öncesinde gönderilen bir yazıydı. kaçırmışım.

Didem Bağcı JEFFERSON dedi ki...

Kabul etmek gerekiyor ki Pınar Kaftancıoğlu çok başarılı bir kadın. Her başarılı insan gibi hakkında dedikodular da oluyor, övgüler de oluyor. Bu ona has bir durum değil. Her başarılı marka, işletme, kişi hakkında olumlu ve olumsuz yorumlar olur. Bunlardan bazıları iftiradır, bazıları gerçektir. Tüm olumsuz yorumlara iftira diyemeyeceğimiz gibi tüm olumsuz yorumlara gerçek de diyemeyiz. Nihayetinde tek karar mercii biziz. Ben Pınar Hanımın çiftliğini bu kadar meşhur değilken bilenlerdenim. Yaptığı iş bana göre başarılıdır ve kendisi iyi ki bu güzel işi yapmaktadır. Beni ilgilendiren kısım bana sunulan hizmettir ve bana gönderilen ürünlerdir. Bugüne kadar bana gelen tüm ürünler çok kaliteliydi ve doğallıkları ilk bakışta anlaşılıyordu. Organik pazarlardaki çiftçilerin soru sorduğunuzda sizi dövecekmiş gibi yanıtlamalarından tutun macronun manavındaki armutların üzerinde elleyince bile anladığım parafine kadar tüm denemelerim hüsranla sonuçlandı. Pınar Hanımın çiftliği bu açıdan bakıldığında çölde bir vaha benim için. Tanımış olmaktan dolayı mutluyum.

Oglak Kizlari dedi ki...

Didem hanım,

Size canı gönülden katılıyorum.

Yorumunuz için teşekkür ederim.

Pınar hnm selam yola devam diyen anne

Mustafa Ulus dedi ki...

Hercai Menekşe mahlaslı değillemede dikkatimi çeken bir nokta var. Geleneksel ürünler satılan bir fuardan bahsediliyor. Geniş katılımlı annuanly organizasyonlar dışındaki fuarlar profesyonel ziyaretçiye hitap eder. Ayakkabı fuarını ayakkabı mağazası sahipleri gezer. Mobilya fuarını mobilya galericileri gezer. Geleneksel ürün fuarını da geleneksel ürün satıcılarının gezmesi beklenir. Bu noktada değillemenin objektifliği ortadan kalkmış oluyor kanaatime göre. Zira değilleme eşdeğer yahut paralel sektördeki bir satıcı tarafından yapılmış izlenimi veriyor. Dezenformasyon siyasetten ticarete değin hayatımızın her alanında artık. Dikkatli olmak lazım gelir.

Oglak Kizlari dedi ki...

Mustafa bey,

Bişey anlamadım.

Değilleme sözlük anlamı; Mantıksal bir yargıda yüklemin özneyle olan olumsuz ilişkisi, yüklemin olumsuz konması...

yine anlamadım.
Cahil anne

Seda dedi ki...

Doğal ürünlere ve şimdi kaybettiğimiz
eskiden boş bulamaç içindeyken değerini bilemediğimiz doğal bir yaşama kavuşmayı o kadar içten bir şekilde istiyorum ki. Domates yerken plastik ısırıyor gibi hissetmekten çok sıkılıyorum, bunalıyorum, mutsuz oluyorum (bu mevsimde domates yemekte bir problem var en başta). Diğer sebze ve meyvelerden de bir tat bir koku alamamak beni çok üzüyor. Bu arada 28 yaşındayım, çocuğum henüz yok ama kendimi ve eşimi doğru düzgün besleme sorumluluğu hissediyorum. Bunun için aylar önce Pınar Hanım Çiftliğini araştırmıştım. Okuduğum olumsuz yorumlardan sonra vazgeçmiştim. Mevcut sebze ve meyvelerle hayatıma huzursuz devam ettim. Şimdi yine araştırmadayım ama kafam iyice karıştı. Pınar Hanım kendini, işini biraz fazla övüyor gibi geliyor bana, bu en çok kafamı kurcalayan. Yani, eğer gerçekse her dediği, verdiği hizmet tabi ki çok güzel ama bir insan bu kadar da övmeli mi kendini acaba diyedüşünmeden edemiyorum. 110 TL çoğu kişi gibi benim için de fazla ama bir kere sipariş verip deneyeceğim, o eskilerdeki kokuyu, tadı alırsam devam ederim diyorum. Başka bir çarem yok çünkü. Organik pazarlar kötüleniyor, evde de yetiştirmeye çalıştım umduğum gibi olmadı. Deneyeyim bir kere...

Oglak Kizlari dedi ki...

Seda,

Yorumun için teşekkürler.
Denemeni tavsiye ederim.
Bizde arada bir alabiliyoruz ama her aldığımızda kızımız herşeyi iki kere istiyor ki, Ada nın yemekle pek arası yok.
Kendini övmesine gelince, inanıyorum ki, Pınar hnm piyasayı ve diğer ürünleri görünce, kendi çalışmalarını bilince övmeden kendini duramıyordur. Hem ne demişler; Mütavazilik yapma öyle sanırlar, yada buna benzer bişi.

Bana da sonucu bildirirmisin ltf.

Meraklı anne

Burak dedi ki...

Yalanlara inanmayın. Türkiye'de organik ürünlerin %90'ı yurt dışına gönderilir. Organik elma yetiştirilmez. Nazilli'de havuç hiç ama hiç yetişmez. Tüm havuçlar Konya'dan gelir.

Bu ülkede kandırıp zengin olmak milli spordur. Maalesef...

Burak Kutlu

Deniz Özbek dedi ki...

Burak, Pınar Kaftancıoğlu'nu bu nedenle tercih ediyorum ben de zaten. Türkiye'deki organik tarım durumunun ne denli yalanlar içinde olduğunu yıllardır her fırsatta anlatıyor. Havuçları Nazilli'de yetiştiriyor. Biz gittik gördük. Siz de gidip görebilirsiniz.

Oglak Kizlari dedi ki...

Burak bence yanılıyorsun.
Hiç gittin mi çiftliğe??

Sorgusal anne

Adsız dedi ki...

pınar kaftancıoğlu hanfendi tanımam fakat bir tanıdığımın vasıtasıyla öğrendimki gerçekten tam organik üretim yapıyormuş

Oglak Kizlari dedi ki...

Sevgili '' adsız'' teşekkürler ama bu tip yorumlarda ad yazarsanız daha gerçekçi ve destekleyici olacağına inanıyorum.

Sevgiler.

Adsız dedi ki...

Sevgii arkadaşlar

Bir kişinin doğru davranış içerisinde olduğunu anlamak istiyorsanız, bunun için sözlere değil resmi verilere bakmanızı öneririm. Kişi veya kurum, yaptığı işe hile katmıyor ise, elindeki tüm verileri paylaşarak hakkında çıkabilecek tüm iftira ve karalamaları boşa çıkarabilir. Tabi çekinecek birşeyleri yoksa ve birşeyler saklamıyor veya kaçırmıyor ise...
Pınar hanımın çiftliği için gerekli veriler neler olabilir?
1- Ekim yaptığı tarlaların büyüklüklerini gösteren tapular
2-Senelik bazda, hangi tarlaya hangi ürünü ektiği ve bu tarlalardan elde edilen ürünlerin toplam miktarını bildiren verilerin paylaşılması
3-Kişi ve kurumlara sattığı ürünlerin faturalarda belirtilen miktarları
Bu tür verileri çoğaltmak ve daha titiz bir çalışma yapmak elbetteki mümkündür. Ama bu 3 başlıkta sıraladığımız verilerin ışığında, gerçekle örtüşen bir üretim ve satışın olup olmadığını anlamamızın mümkün olacağını düşünmekteyim.

Öte yandan eşim vesilesi ile Pınar hanımın çiftliğinden verdiğimiz ona yakın sipariş boyunca gelen kolilerin içerisinde veya daha sonra posta adresimize ayriyetten gönderilmiş herhangi bir faturaya rastlamadığımıda belirtmek isterim.
Dolayısıyla bu davranışlarına bakarak bahsettiim şeffaflığın bir ilke olarak bu kişilerce benimsenmediğini söyleyebilirim. Gelen ürünler hakkında tam olarak kesin bir yorum yapabilmem için ürünleri laboratuvarlarda inceletmiş ve çıkan sonuçlar ışığında konuşuyor olmam gerektiği için bu konuda herhangi bir yorum yapmamayı tercih ediyorum. Ama gelen ürünlerin tadının, babamın 2 sene öncesine kadar kendisi için köy bahçesinde ilaçsız ve gübresiz yetiştirdiği domatesin, biberin, salatalığın,patlıcanın,kabağın ve meyvelerin tadının yakınından bile geçemediğini gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Maalesef son yıllarda yaşlılıklarından dolayı artık bahçe ekimini yapamıyorlar.
Bilgilerinize Teşekkürler.

BerilTekkuş dedi ki...

Son Atsız yoruma ben cevap vereyim.

Bahsedilen çiftlikten kızım doğduğundan beri ürün getiriyorum. Pınar Hanım'ı çok takdir ediyorum. Yaptığı herşeyi de mümkün olduğu kadar takip ediyorum.

Şeffaflık denilmiş. Belgeyi evrağı bırakın bir yana, Pınar Hanımın çiftliğinde bir canlı yayın kamera sistemi kurulu. Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık bir senedir çiftliğin merkezini ve bazı arazileri online izleyebiliyorsunuz. Bunu yapan hiçbir işletmeye rastlamadım ben bugüne kadar. Siz biliyorsanız lütfen yazın ama bundan daha etkin bir şeffaflık yok benim düşünceme göre. Ayrıca daha önce de söylenmiş yine söyleyeyim. Pınar Hanım'ını çiftliği öyle gizli saklı bir yer değil. Kim isterse gidip görebiliyor. Hatta konaklama imkanları sunuluyor.

Çiftlikten gelen kolilerden maliye bakanlığı logolu sevk irsaliyesi çıkıyor. Dolayısı ile faturalar da kesiliyor. Talep ettiğinizde faturalarınız postalanıyor. Bu durumun detaylı ve uzun bir açıklaması her gönderide geliyor. Kötü niyetiniz olmadığını düşünüyorum ama dikkat eksikliğiniz olduğunu da düşünüyorum. Yine de kendime sormadan edemiyorum. Babanızın yetiştirdiği ürünlerle ilgisi olmadığını söylediğiniz ürünleri bir kez sipariş ettiniz yanıldınız diyelim. 10'a yakın sipariş verdiğinizi de yazmışsınız. Memnun kalmadığınız ve şüphe duyduğunuz bir yerde 10'a yakın sipariş vermeniz saçma geliyor.

BerilTekkuş dedi ki...

Son Atsız yoruma ben cevap vereyim.

Bahsedilen çiftlikten kızım doğduğundan beri ürün getiriyorum. Pınar Hanım'ı çok takdir ediyorum. Yaptığı herşeyi de mümkün olduğu kadar takip ediyorum.

Şeffaflık denilmiş. Belgeyi evrağı bırakın bir yana, Pınar Hanımın çiftliğinde bir canlı yayın kamera sistemi kurulu. Yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık bir senedir çiftliğin merkezini ve bazı arazileri online izleyebiliyorsunuz. Bunu yapan hiçbir işletmeye rastlamadım ben bugüne kadar. Siz biliyorsanız lütfen yazın ama bundan daha etkin bir şeffaflık yok benim düşünceme göre. Ayrıca daha önce de söylenmiş yine söyleyeyim. Pınar Hanım'ını çiftliği öyle gizli saklı bir yer değil. Kim isterse gidip görebiliyor. Hatta konaklama imkanları sunuluyor.

Çiftlikten gelen kolilerden maliye bakanlığı logolu sevk irsaliyesi çıkıyor. Dolayısı ile faturalar da kesiliyor. Talep ettiğinizde faturalarınız postalanıyor. Bu durumun detaylı ve uzun bir açıklaması her gönderide geliyor. Kötü niyetiniz olmadığını düşünüyorum ama dikkat eksikliğiniz olduğunu da düşünüyorum. Yine de kendime sormadan edemiyorum. Babanızın yetiştirdiği ürünlerle ilgisi olmadığını söylediğiniz ürünleri bir kez sipariş ettiniz yanıldınız diyelim. 10'a yakın sipariş verdiğinizi de yazmışsınız. Memnun kalmadığınız ve şüphe duyduğunuz bir yerde 10'a yakın sipariş vermeniz saçma geliyor.

CADI dedi ki...

Pınar Hanım saydığınız bütün verileri paylaşıyor isminizle cisminizle sorduğunuzda. Hiç denediniz mi sormayı sevgili arkadaşım adsız? Müşterisi olduğunuza bile inanmıyorum. Adsız yorumların genel benzerliğine bakılırsa Pınar Hanım hakkında bir sosyal medya iletişim ajansının karalama kampanyası başlamış. Guerrilla Marketing olgusu Türkiye'de çok efektif kullanılabilecekken büyük firmaların kendilerine rakip gördüğü orta ölçekli işletmelere karşı karalama kampanyası düzenlemesinde kullanılıyor ne üzücü ki. Sosyal medya iletişim ajanslarında çalışanlar seçilirken aranan tek kıstas Facebook'u kullanma becerisi olunca da bu gençler bilen gözlere kolaylıkla yakalanıyor. Ah ah...RÖK hala sucuk sosis reklamı peşinde koşsun.

Adsız dedi ki...

05-06-2013 tarihli yazıma cevap veren arkadaşlara gönül rahatlığı ile bildiririm ki herhangi bir firmanın görevlendirdiği bir kişi değilim .Hayatımda bir başkasının emrinde veya yanında çalışmış 1 günü bile olmayan sade bir vatandaşım. Yazdığım yazıdaki amacım kendimce ilkeli, doğru ve dürüst bir tüccarın davranış modelini kendimce tanımlamak idi. İştir kişinin aynası lafa bakılmaz , deyişinden yola çıkarak konuya bir açıdan ışık tutmaya çalıştım.
-Beril hanımın dediği gibi irsaliyesi kesildiği için faturalarda kesilmiştir diye bir şey ticarette olmaz. Madem irsaliyesi kesiliyor o zaman açık kesilmiş faturalarda aynı kolilere eklenebilir veya ödemelerin bankaya yapılmasına müteakip 1 hafta içinde kişilerin adreslerine postalanır. Bu işlemi isteyen olursa yapıyorlar açıklaması doğrularla örtüşmez ve vergi mevzuatlarına göre de suçtur.
-Gelelim herşeyin şeffaf olduğuna her yerde kamera sisteminin olduğuna ve isteyenlerin gidip konaklama yapabilecekleri ile ilgili söylemlerinize. Biz burada biri bizi gözetliyor oyunu oynamıyoruz.Bu tür uygulamalar saklayacak bir şeyleri olan kişi ve firmalarca daha çok tercih edilen yöntemlerdir. Size gösterilen alanlar belki de size gösterilmek istenmeyen alanları kamufle ediyorlardır.Belgelerde şeffaflık bu tür uygulamalara ihtiyaç duyurmaz. Üretilen ürünlerin denildiği gibi üretilip üretilmediği konusunu sorguluyoruz. Buda ancak benim size ilk yazımda belirttiğim üzere resmi belgelere dayandırılması ile mümkündür. Muhasebe verileri ve laboratuvarlardan ve yetkili sertifika kuruluşlarından alınmış resmi belgeler bu işin gerçekte denildiği gibi yapılıp yapılmadığını sizlere rahatlıkla kanıtlar. Bir kaç günlük keyfi ziyaretlerle,12 ay boyunca üretim yapılan bir yerin nasıl çalıştığını neler yaptığını göremez ve gözlemleyemezsiniz.
-10'a yakın siparişi ben vermedim eşim kendisi verdi.Ama bu sene, işlerin bu noktaya gelmesinden dolayı kendimize yetecek kadar ürünü bizzat kendi kontrolümüzde ve kendi emeğimizle yetiştirmeye başladık ve pınar hanım'dan sipariş vermeyi kestik. Darası siz hazır yiyicilere......
Daha çok para harcadıkça iyisini aldığınızı zannetmekte eskiden olduğu gibi özgürsünüz... Bundan sonraki karşı yazılarınıza cevap yazılmayacaktır Teşekkürler

Adsız dedi ki...

Biz hazır yiyiciler sizden çok özür dileriz adsız bey. Pınar hanımdan sipariş veren biri olarak ben de sizin hazır yiyiciler dediğiniz gruptan olduğum için böyle yazabilirim galiba gururla. Tam da siyasetçiler gibi benim lafımın üzerine laf olmaz diye bitirmişsiniz gerçi ya; VUK'u incelemenizi önerecektim ben size haddimi aşarak. Mali konulardan gerçekten anladığınıza emin misiniz? ''irsaliyesi kesildiği için faturalarda kesilmiştir diye bir şey ticarette olmaz.''demişsiniz. O zaman irsaliye diye bir belge neden var sizce? Kesilen her irsaliye anlaşmalı matbaalarda basılır ve sıralıdır. Bu irsaliyelerden birinin bile faturası kesilmezse işletmeye özel usulsüzlük cezası kesilir. Maliye bu işleri bilgisayarlar ile takip ediyor artık. Şimdi iki ihtimal var: 1) Ya siz paranoyak ve bilgisizsiniz 2) Ya da Pınar hanım non-stop özel usulsüzlük cezası ödüyor sayesinde ülkemiz kalkınıyor. Konaklama ve ziyaret imkanı sunanlar saklayacak şeyi olanlardır fikriniz zaten bomba. Ne diyeyim. Sizin kadar şanslı değiliz biz. Hazır yiyiciliğe devam.

Oglak Kizlari dedi ki...

Arkadaşlar,

Ilginç ve bence güzel tartışmalar yapılıyor.
Herbakış açısına açığım.

Ben İpek hnm çiftliğini ve ürünlerini seviyorum. Bütçem uygun oldukça da alıyorum. Seneye inşallah bende kendi ürünlerimi yetiştireceğim. Ve tohumları yine Pınar hnm dan tedarik edeceğim.

Kolay gele.
Bereketli anne

Adsız dedi ki...

Sevgili adsız arkadaşım yazımı dikkatli okursan ben irsaliyesi kesildiyse faturası kesilmemiştir dememişim. Bize bazen gönderilen ve çoğunlukla gönderilmeyen irsaliyelerde bir kere kolinin içindeki herşey yazmadığı gibi irsaliyelerde tanımlanmış herhangi bir fiyat bilgisi de yoktu. Dolayısıyla göstermelik olarak kafalarınca gönderilmiş irsaliyelere diledikleri bedel ile fatura düzenlemek firmanın elindedir. Fatura ve irsaliyelerin matbalarda sıra numaraları ile basıldığını bildiğinize göre böylesi muhasebe oyunlarını da biliyorsunuzdur. Öte yandan bize tek tük kesilen irsaliyelerle ilgili herhangi bir faturada ulaşmadığını size belirtmek isterim. Çiftlikten bize gönderilen çoğu koliden irsaliye dahi çıkmadığı gibi kargo şirketinin kendi kestiği irsaliyede ise bize gönderilen kolinin ticari olmadığı yazısının yazdığını da size özellikle belirtmek isterim.
Doğruların sorgulanmasına ve araştırılmasına dahi tahammülü olmayan siz fanatikleri görünce yarından tezi yok maliyeye ilgili çiftliğin fatura kesmemesinden ve ödemeleri yaptığımız banka hesaplarının incelenmesi ile ilgili şikayette bulunacağımı buradan bildirmek isterim. Bakalım siz fanatiklerinin dediği gibi bir işletmemi çıkacak... Hakaret ve varsayımlarla hiç kimse bir yere varamaz sevgili adsız. Ancak gerçekler su yüzüne çıkıncaya kadar kendini kandırmaya devam eder.Kalın sağlıcakla

Adsız dedi ki...

sayın oğlak kızları son yazımı neden yayınlamadığınız merak ettim doğrusu... Henüz bakmaya fırsat mı bulamadınız?
Eğer kasıt var ise bilesiniz ki ben gerekli mercileri gerekli başvurularda bulundum. Bundan sonrası konu devletin ilgili kurumları ile pıanar hanımın arasında gerçekleşecek. Konunun takipçişi olarak sonuçları bizzat sizlerle de paylaşacağımdan emin olabilirsiniz.
Yazımı kasıtlı yayınlamamış iseniz sansürcü medya kuruluşlarından hiç bir farkınızın kalmadığını ve yandaş politakaların insanı olduğunuzu kendinize ve bana gösterdiğiniz bilmenizi isterim.

Ahmet Gürpınar dedi ki...

Burası ismini saklayanların Pınar Hanım'a dilediğince iftira atma yeri olmuş. Üzücü. Eminim ki gerekli mercilere başvuruda bulunan adsız bey o mercilerden kendisini hayal kırıklığına uğratan bir yanıt aldığında bunu asla paylaşmayacak. Ortalıktan kaybolup gidecek. Kalan tek şey buradaki iftiralar olacak. Pes diyorum. Bir kez olsun milletçe iyi yapılan işlere taş koyma huyumuzdan vazgeçsek güzel şeyler olacak bu ülkede. Yok. Olmuyor. Ulusal hastalığımız maalesef.

Ahmet Gürpınar dedi ki...

Dün gece bana göre iftira olan bu söyleme sinirlenip araştırmaya girişince bir haber buldum sizinle de paylaşayım. Adsız beyin yazdıkları ile ironi oluşturacak biçimde Pınar hanım hakkında çıkan gazete haberinin manşeti VERGİ REKORTMENİ BİR GIDA DEVRİMCİSİ.

Adsız beyin yorumu biraz geç onaylanınca hemen sansürden yakınmış. Sonra da durmamış Pınar hanım hakkında vergi dairesine muhtemelen isimsiz bir ihbar yaptığını yazmış. Ne güzel. Aynı günlerde gezi eylemlerinde tavrı doğruluktan yana olan koç holding hakkında da vergi dairesine isimsiz bir ihbar yapıldı. Bu daha ironik. İyi bir şey yaparsanız sonunuz incelenmek. Sonuç ne çıkarsa çıksın önemli değil, üzerinize çamur atılıyor bir kere. Kurumlar baki kalır, adını yazmaktan aciz kişiler silinir gider unutmayın. Pınar hanım, lütfen üzülmeyin. Biz sonuna kadar sizin arkanızdayız.

Ahmet Gürpınar dedi ki...

Dün yazmayı unuttuğum bir nokta daha var. Ki galiba konu hakkında en önemli nokta da bu. Küçük esnafı bilirsiniz fiş vermez kolay kolay siz istemeden. Ne zaman verir? Kredi kartıyla ödeme yaptığınızda. Neden? Çünkü bankalar yapılan tüm işlemleri maliye bakanlığına bildirir ve en ufak bir uyumsuzluk bile (Örn.: 10 TL'lik ödeme karşılığı fiş kesilmemiş olması) cezalandırılır.

Gelelim Pınar Hanım'a. Pınar Hanım satışlarını internet üzerinden yapıyor ve biz sipariş verdiğimizde ödemesini banka hesabına yapıyoruz. Elden açık bir ödeme yapan yoktur müşterileri arasında. Aldığı tüm ödemeler bankada kayıt altında olan biri istese dahi faturasız işlem YA-PA-MAZ. Nakit para kullanımı olan alanlarda kayıtdışı ekonomi mümkündür ve ülkemizde yoğundur (Örn. bu yüzden dolaylı vergilere dayalı bir ekonomimiz var.) Ödemelerin kayıtlı olduğu alanlarda ekonomi kayıt altındadır. AB ülkelerinde nakit para kullanımına kısıt getirilmesi ve önümüzdeki yirmi yıl içinde kağıt paranın ortadan kaldırılmak istenmesi hep bu yüzden. Bunları yazıyorum ama bir yandan da saçmalık geliyor bana bu kadar açıklamak. Sanki bugüne kadar adsız bey pazardan hıyar alırken pazarcı ona fiş kesti de şimdi yakınıyor faturam ulaşmadı diye. At bir emeyl iste yahu o zaman çok lazımsa. Amaç üzüm yemek değil bağcı dövmek. Hazımsızlık seziyorum. Şahsi yorumum bu şekilde. Lütfen yayınlayınız.

Ali Yaşar dedi ki...

Sevgili arkadaşlar
Son dönemler hakkında olumlu ve olumsuz söylemler duyduğum İpek hanımın ürünleri ile ilgili sayfanızda son dönem "adsız" adı altında yorumlarını yazmış olan arkadaşın yazılarını ve ona karşı verilmiş cevapları okududum. Doğrusu son yazılarda, Pınar Hanım'ın vergi rekortmeni olduğu belirtilmişse de, ekte linkini verdiğim bir gazetecinin kendi yazısında belirtmiş olduğu ibarenin dışında Nazilli vergi rekortmenleri listesinde Pınar hanımın adına veya şirketinin adına ratslamadım. İlgili linkleri veriyorum.İnternet haberi : http://www.aksam.com.tr/ekler/cumartesi/vergi-rekortmeni-bir-gida-devrimcisi/haber-220152
Nazilli Vergi Rekortmenleri 2012 yılı :
http://www.cizgigazetesi.com/haber_detay.asp?haberID=2902
Nazilli Vergi Rekortmenleri 2011 yılı :
http://www.nazilliadalet.org/ekonomi/nazillide-vergi-rekortmenleri-odullendirildi-h1204378.html
Siz pazardan alış veriş yapınca fiş mi alıyorsunuz yaklaşımın ise çok yanlış bulduğumu belirtmek isterim.
Pazarda mal satmak ile ticareti karıştırmamAk lazım. İlgili linkte yazarın belirttiği gibi ise Pınar hanımın müşteri sayısı 25.000 kişi ve bekleyen 20.000 kişiden söz edilmekte. Dolayısı ile bu rakamlarla bu kişi pazarcıdır diyemezsiniz. Burada yıllık milyonluk cirolardan ve devlete ödenmesi gereken milyonluk vergilerden bahsetmemiz gerekiyor. Ne yazık ki müşteri sayıları denildiği gibi ise Pınar hanımın adını milyonlarca lira vergi veren kurumsal firmaların içinde veya yüzbinlerce lira vergi ödeyen şahısların içinde göremedim.
Öte yandan hizmet verilen müşteri sayısı 25.000 gibi bir rakamsa bu insanlara hangi arazide yıllık kaç tonluk ilaçsız ve gübresiz ürün üretilebileceğini bizlerle paylaşırlarsa çok memnun olurum.

Zeliha Güler dedi ki...

Fatura konusunu bu çiftlikten sipariş veren bir arkadaşımdan da duymuştum. Tuhafıma giden bir bir konu Pınar hanımın vergi rekortmeni olduğu ile ilgili haberin bir gazeteci tarafından haber yapılmasının tarihinin adsız adlı kişinin bu konuyu ele aldığı tarihin hemen akabinde yaptırılmış olmasıdır. Adsız adlı kişiyi anladığım ve kendisine bu konuda katıldığım konu ise, bir kişi yaşama yaklaşımında doğruluk ve dürüstlüğü bir konuda savunup diğer başka konularda bu ilkeleri benimsemez bir duruş sergilediğinde aslında her alanda tüm güvenirliliğini kaybeder. Bugün doğru davranırken yarın o konuda ne zaman ödün vereceğini bilemezsiniz.
Bir diğer konu ise pınar hanımın yaptığı işi duyururken( gazete yazarları vesilesi ile, gazete ve internet haberleri vesilesi ile , yaptığı röpörtajlar vesilesi ile )beni rahatsız eden yönleri ise şunlar olmuştur.
-Sürekli mağduriyet psikolojisini sık sık kullanıyor olması ( babam gözlerimin önünde öldürüldü, genç yaşta anne oldum , boşandım,, hayatta kalma mücadelesini tek başıma sürdürdüm , çiftlikte yüzlerce köylü aile geçimini sağlıyor( kaç kişi sağlıyor kaç kişi sigortalı bilinmiyor( vs)(bizim halkımız mağdurun hep yanındadır bunu iyi öğrenmiş anladığım kadarıyla)
-ÜrÜnlerini kullandığını söylediği ünlülerin adını sürekli belirtiyor olması (Sanki bu kişiler bu ürünlerin ilaçsız ve katkısız olduklarına onay verecek yetkili kişilermiş gibi.. Çocuk kandırıyorlar anlaşılan. Ama insan psikolojisi doğruyu kendisi araştıracağı yerde sürü mantığı bir ünlü bir şey yapıyorsa o doğrudur ben de onun yaptığını yapayım diye düşünür, arkadaşlar bunu da ürünlerini rahat satabilmek için sık sık kullanıyorlar hem de ünlülere reklam parası da ödemek zorunda kalmıyorlar.... Bu arkadaşlar İstanbul piyasasında reklam ve pazarlamayı iyi öğrenmişler belli ki..
- Gerçek anlamda ne üretiliyor, nerede kaç ton üretiliyor, gibi rasyonel cevaplar hiç verilmediği gibi ilgili organik sertifika kuruluşlarının çiftliği düzenli olarak denetlediklerine ilişkin herhangi bir belge sunmuyorlar.
-Vergi konusunda fişini veya faturasını alamayan insanların şikayetleri hiç dikkate alınmıyor ( üstüne üstlük vergi rekortmenliği ile ilgili bir kayıt yokken bunu sanki vergi rekortmeniymişcesine haber yaptırabilmişler) ve yandaşları tarafından, vergi kaçırılıyorsa bile buna sessiz kalınmasının provakatörlüğü yapılıyor.)
Konuyu tahlil ettikçe gördüm ki adsız adlı kişinin belirtmiş olduğu konular gerçekten sorgulanması ve rasyonel cevaplarının bulunması ve verilmesi gereken konular. Ama diğer arkadaşlar anlaşılan duygusal bağlarla bağlandıkları çiftliğin bu tarz gerçeklerle sorgulanmasına tahammül edemedikleri gibi verdikleri cevap ve savunmalarla varsayımların üzerine çıkamamışlar.
Bu bilgilerin ışığı altında insanımızın iyi niyetli ve saf yaklaşımlarını her zaman suistimal edecek uyanıklar çıkacaktır. Ne için? Daha çok para ,Daha çok güç
Daha çok sevilme,Daha çok beğenilme
Daha çok başarı,Daha çok iktidar
Daha çok şöhret-itibar

Ne yazık ki tüm bu açgözlülüklerin sonucunda insan daha büyük bir düşüşe geçer ve sonunda mutsuzluk ve acı kişiyi bırakmamacasına kuşatır.Yapılan iyilikler ve erdemli davranışlar kişisel menfaat beklemeksizin yapıldıklarında kişiyi yükseltir ve huzur getirir.
Bu tür davranışları hayatını insanlığa vakfetmiş kişilerde görebilirsiniz. Bu kişilerin sahip oldukları sadece allah ve insan sevgisidir.

Merve Kaplan dedi ki...

Oğlak Kızlarının Sevgili Annesi...


Blogunu pek sık değil ama bu yazının rsslerini düzenli olarak takip ediyorum. Paylaştığın ana yazının oteller ile ilgili bölümü çok hoşuma gitti. Öncelikle onu söylemeliyim. Eminim bunun hakkında söylenecek daha fazla şey vardır. Kullanıcı katkılarının bu yönde olması için güzel bir başlangıç olabilirmiş fakat görüyorum ki olmamış. Başka şeyler olmuş.


Özellikle son aylardaki yorumların tarafsızlığı açıkça belli oluyor. Adsız ya da benim fikrime göre sahte adlar altında yorumlar yapılıyor ve bu yorumların genel akımında şaibeli bir karalayıcılık açıkça görülüyor. Benden önceki son iki yorumda bu iyice belli. Aralarındaki zaman farkı sadece beş dakika. Buna karşılık farklı isimler kullanılmış. Bunlar ne kadar gerçek olabilir sorusunu sormak bile manasız olacak.


Benim fikrime göre bunlar yazısını paylaştığın çiftliğin rakiplerinden rakibi olmak isteyenlerden yada yoluna taş koymak isteyenlerden çıkıyor. Yoksa pazarda mal satmak ile ticaretin karıştırılmaması lazım demek yorumun kendince ilkeli mantığı ile baştan aşağı çelişiyor. O da ticaret bu da ticaret denebilir. Birine hadi neyse diğerine vurun kadına yaklaşımını hiç doğru bulmuyorum.


Zeliha Güler yorumundaki maddelerin hepsini inan ki okuyamadım. Babam gözlerimin önünde öldürüldü diyen birini mağdur edebiyatı yapmakla suçlamak nasıl bir vicdansızlık dedim içimden. Ki mağdur edebiyatı yapmakla suçladığı bu kişinin röportajlarını okuduğumda sezdiğim pozitif bakış buna kızmama neden oluyor. Ne erken yaşta zorla evlendirildim gibi bir şey demiş ne boşandım sokakta kaldım demiş. Yüzlerce köylü aile desteklerinize muhtaç gibi bir durumdan da bahsetmemiş. Kendi isteği ile evlenmiş. Kendi isteği ile boşanmış. Köylü aileler ile birlikte çok başarılı bir işi hayata geçirmiş. Bunlar mutluluk veren ifadeler.


Bir de aptal yerine koyuyor herkesi o canımı sıkıyor. Yaaa o ayakkabıya o para verilir mi aptallık bence diyenler ile aynı şeyi diyor bu arkadaşlar. Hepimiz aptalız. Bir tek bu arkadaşlar akıllı.


Ben çiftliğin yerinde olsam buradaki yorumlar için adli takip başlatırım. Yorumları yazan isimleri de tespit ettirip yayınlarım. Bir arkadaşımın moda blogundaki neredeyse tüm hakaret içeren yorumları oldukça ünlü bir modacının yazdığının ortaya çıkması gibi ilginç bir sonuç çıkar derim.


Benim sana önerim blogundaki yorum sistemini değiştirmen. Yorumcular adsız yada fake isimlerle yorum yazabiliyorlar. Bunun yerine facebook hesapları ile yorum yapsalar mesela bakışlar daha gerçekçi ve paylaşımlar daha faydalı olabilir.


Sana da Pınar Hanıma da başarılar dilerim.

Oglak Kizlari dedi ki...

Merve,

Yazdıkların ve ayırdıgın vakit için teşekkur ederim.

Bence bilen biliyor ve sipariş veriyor Pınar dan. Herkişi kendi bacağından asılır diyorum ben.

Yoruma kapatmayı düşündüm bir ara ama sonra yukarıda yazdığım gibi düşünerek vazgeçtim.

Birde her bakış açısı önemli, karalıyor bile olsa..

Objektif olmaya çalışan anne

Adsız dedi ki...

Özellikle son aylarda yapılan tüm yorumlardan bugüne kadar anladığım şu olmuştur ki ilgii çiftliğin ve sahibesi adına sürekli savunma ve saldırı yapan ( genellikle herhangi bir belgeye ve resmi bilgiye dayanmaksızın yapılan duygusal yaklaşımlar) bir taraftar grubu ( belkide bir kişidir bilemem ...) ile sorguladıkları konulara istedikleri "akılcıl ve belgelere dayanan" cevaplarını bir türlü alamayan ve herhangi bir karalama, art niyet görmediğim veya sorguladıkları konularda kendilerinin haklı olduklarını düşündüğüm bir kişi veya bir grup insan.
Merve hanımın son yazısında belirttiği üzere bu sorgulamaların durdurulması yönünde adli makamlara şikayet edilmesi önerisi ise , gerçeklere karşı sorgulamalara ne kadar tahammülsüz olduğumuzu gösteriyor. Halbuki Merve hanım ve onun gibi düşünenlerin ürünlerle ilgili tahlillerin ve kontrollerin ilgili kurumlardan sürekli yapılıp yapılmadığı ve yaşadığımız bu devletin hakkı olan vergilerin düzgün şekilde ödenip ödenmediği ve asıl emekçi insanların tüm sosyal haklarının verilip verilmediği konularında duyarlılık gösterip ilgili kurumları göreve çağırmaları ve bu konuları gün ışığına çıkartmaları çok daha doğru bir davranış olurdu kanaatindeyim. Böylece kimse varsayımlarla konuşmamış olur herkes eldeki verilere göre ne yapacağını bilebilirdi.
Ama maalesef bir kişinin veya kurumun yaptığının doğru mu yalış mı olduğuna bakmaksızın yandaş olma tavrı neden bu halde olduğunu bize bir kez daha gösteriyor.
Sizin için ben de bir adsız olmayı kabul ediyorum.

Merve Kaplan dedi ki...

Bu taş bana. O halde buyrunuz cevap:


First of all: Benim için siz DE bir adsız olmamışsınız ki? Aynı adsızsınız gayet net biçimde. Yine artık net biçimde belli ki öyle sorgulayan, vergi adaletinin, gıda sağlığının peşinde biri değil sadece öyle gözükerek çiftliği karalamaya çalışan birisiniz. Bana göre de çiftliğin bir rakibi filansınız.


Aklı ve mantığı olan herkez fikirleri kendi düşünce süzgecinden geçirip sonuca varır. Yani sorgulama durdurulsun demiyorum ki ben. Blogger'ın genel sorunu haline gelmiş adsız ya da fake isimlerle yapılan yorumlara çözüm bulunmasını öneriyorum. Öneri yapmam da mı yasak sayın adsız?


Vergi ile ilgili sorununuz varsa bunun adresi neden burası? Neden gidip şikayet etmiyorsunuz ilgili devlet kurumuna? Onlar inceler, bir sonuç çıkar, size de gönderirler ama merak etmeyin, ben alacağınız yanıtı paylaşmayacağınızı ve bu karalamayı bu şekilde bırakacağınızı çok iyi görüyorum.


Tahliller için de yetkili bir bakanlık mutlaka vardır. Buyrunuz, oraya iletiniz, yanıt alınız, sonra da yanıtı burada bizimle de paylaşınız. Yapar mısınız? Yooo.


Çiftliği savunuyorum çünki söz konusu çiftliği de sahibesini de çok beğeniyorum ayrıca kendime çok yakın buluyorum. Siz istiyorsunuz ki siz adınızı bile saklaya saklaya dilediğiniz gibi karalayın maralayın, kimse de size itiraz etmesin. Pek iyi. Pek güzel. Biz de koyun sürüsüydük zaten.

Merve Kaplan dedi ki...

Adsız iftiracılara kapak niyetine.

http://tinypic.com/view.php?pic=1z1danc&s=5

Belgeyi az önce Pınar Hanım gönderdi. Sizede göndermiş. Haziranda sekiz yüz bin liralık fatura kesmişler yaklaşık. Temmuz belgesini de bulup gönderecekmiş.

Oglak Kizlari dedi ki...

Bu yazışmalardan Pınar hnm ı haberdar ettim.
Uzülerek ama ettim.

Kendisi yine tüm inceliği ile, hiç zorunlu olmasa da, fatura kestiğini belirtmiş ve azımsanacak rakamlar değil. Üstelik bu devirde herkes az yada hi, yada zarar güsterirken.

İşlerinin devamını diliyorum ve başımıza birçok Pinar hnm gibi işletmeci sarılsın istiyorum.

Fatura kopyaları; bu adreste görülebilir.

İsteyen hiç çekinmeden Pınar hnm a da başvurabilir.

Ben siparişlerimle mutlu mesut hayatıma devam ediyorum. Sağolsun tüm ekip.

Üzgün anne

Adsız dedi ki...

Tekrar belirtmek istiyorum ki, 25 yıllık ticari hayatımda kul hakkı yemeksizin, itibarımı ve onurumu kaybetmektense paramı ve işimi kaybetmeyi yeğlerim prensipleri ile alnımın akı ile ticari faaliyetlerimizi bitirmiş , elimizde çok olmayan ama bize yetecek gelirlerimize şükür ederek sakin bir yaşam yaşayan bir aileyiz.
Öncelikli olarak belirteyeim ki iddia edldiği gibi hiçbir yazımı bir kişiyi ve kurumu karalama niyetiyle yazmadım. Yazdıklarımı tarafsızca tekrar okuduğunuzda bunu görebilirsiniz. Ben eşim vesilesi ile ( ailemizi temiz gıdalarla besleme niyetiyle yapmıştır)tutarı binlerce lirayı bulan alışverişlerimizin fiş ve faturalarının tarafımıza verilmediğini ( bunu biz istemeden vermek zorundalardı halada alamadık ) dile getirmiştim. Buradan yola çıkarak bir kişinin veya kuruluşun doğru davranış prensiplerinin bir bütünde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş ve kişilere verilen fiş ve faturalar aracılığı ile kazancını vergilendiren anlayışın tersine davrananların, diğer konularda da güvenirliliğinin sorgulanması gerektiğine dikkat çekmiştim. En son Merve hanım vesilesi ile gönderilen ilgili çiftliğin olduğu belirtilen beyannameye ( bu tür beyannameler bir muhasebeci veya mali müşavir tarafından doldurulur)değinmek istiyorum. Bir şahıs işletmesi veya kurum bağlı bulunduğu vergi dairesine her ay itibarı ile gelir ve giderini beyan usulü bildirmek zorundadır ve bu beyanname üzerinden de vergi dairesi sizden aylık ve yıllık çeşitli vergiler (KDV, kurumlar vergisi,Gelir vergisi ,stopaj gibi )tahsil eder.. Sizin anlayacağınız devlet şunu diyor, benim vatandaşım yalan söylemez gelirini ve giderini tam gösterir ve bunun vergisini de öder. (Tekrar belirtmek istiyorum ki ben ilgili çiftlik hiç vergi ödemiyor ödememiştir demedim diyebilecek konumda da değilim.)
Dolayısıyla bir firmanın tüm kazancını gösterip göstermediğini verdiği aylık beyannamelere bakarak söyleyemeyiz. Bunu ancak bir firma vergi dairesince denetlemeye girer, firmanın banka hesaplarına yatan paralara karşılık,kredi kartlarından çekilen ödemelere karşılık vb ,fatura ve fiş kesip kesmediği kontrol edilir, ayrıca yaptığı giderler doğruyu yansıtıyor mu( sahte fatura kullanmış mı, yaptığı giderler ilgili işi ilgilendiren giderler mi( mesala tekstil üreticisi bir firmanın giderleri ağırlıklı kum,demir,çimento gibi inşaat firmasını ilgilendiren gider faturalar olamaz) kontrol edilir tüm bu ve benzeri denetimler sonucunda ilgili birma vergisini tam ve eksizsiz ödüyor veya vergi kaçırıyor denilebilir. Dolayısıyla bence ilgili çiftliğin göndermesi gereken evrak kendilerinin düzenlemiş oldukları beyannameden ziyade daha resmiyeti tartışılmaz bir evrak olmalıydı derim... Ama ne yazık ki süreçlerin nasıl işlediği herkesçe bilenemeyeceği için böylesi evraklara bakarak yanlış kanaatlar oluşturulmak istenmiş olabilir...
Bu arada gönderlen beyannamede yazan bilgileri yorumladığımızda şunu görüyoruz.
Çiftlik haziran ayına kadar gelirleri giderlerinden az olduğu için yani kar edemediği için devletten 31.758 TL KDV alacağı birikmiş.Her nasıl olduysa bu konular burada konuşulmaya başlandığı haziran ayında gelirleri giderlerinden kat ve kat fazla olmuş ve 802.654TL'lik haziran geliri sonrası kdv alacaklarınıda düştükten sonra devlete 10.764 TL KDV ödemesi çıkmış. Tekrar kendi kendinize sorun istiyorum kendi beyanlarından yola çıkarsak yıllık cirosu tirilyonlarca lirayı bulan bu işletme neden yetkili sertifika kuruluşlarına denetim yaptırarak ürünlerinin organik standartlara uygun olduğuna dair sertika almıyor ve ürünlerini paketleyip bu ibareler ürünlere eklenmiyor. Bu organik sertifikaları alan onlarca işletme bu kurallara uyarak bu konudaki ciddiyetlerini gösterirlerken bu arkadaşlar neden bunu yapmıyorlar?
Bence asıl cevaplanması gereken sorular bunlardır? Bugün müşteri sayısı 25.000 üzerinde olduğu söylenen böylesi bir işletme tüketicilere rahatlatıcı açıklamalar yapmalı ve denetimlerden geçip şeffaflığını herkese göstermelidir.
Unutmayalım ki Işığın olduğu yerde karanlık olmaz
Sevgi ve saygılarımla
Sağlıcakla kalın

Adsız dedi ki...

Merhaba, ben Datça'dan Yurdagül. Şehir hayatının gürültü ve rekabetçi ortamından, sessizlik ve doğal yaşama geçişi emeklilik sonrasında başarabilmiş biriyim.Emekliliğimden sonra hobimi hayata geçirip, nerede yaşarsam yaşayayım birşeylerle meşgul olmanın tüm ruhlara iyi geleceğini düşünenlerdenim.Hayatımın içinde herşeye yer var, iyilik ve güzellikle dolu ama, olumsuzluk,çirkinlik, iftira,kötülük gibi insanı aşağıya çeken, negatif duygular yükleyen tüm hareket ve bunları taşıyan olumsuzlukları üzerlerine yapıştırarak gezenler HARİÇ ! Çok hoş ve pozitif yazılmış yazılarınızı tesadüfen okudum, yorumları da öyle.Çok üzücü ve saldırgan olan yorumları bence yayınlamayın, gerek yok .Adını saklamak korkaklıktır, İyi iş yapan bir avuç insan var,lütfen bu çirkin yorumlarla küstürmeyelim bu güzel iş yapan insanları...tanışmadım, gitmedim, görmedim ama alışveriş yapıp çok memnun kalmış (Cafe Fernando-Cenk gibi) işine titiz pek çok isimden referans aldım.Sevmeyen, beğenmeyen alışveriş yapmaz, bu kadar basit!!!
Doğal yaşamın kıyısında gezindikçe doğal olanı elde etmenin sanıldığı gibi olmadığını bizzat yaşıyor ve görüyorum.lütfen EMEĞE SAYGI .Hayat oturduğun yerden klavyelerle birilerine ok fırlatmak değil,anlamak,görmek,emeği fark etmek,içinde olmak, yaşamaktır.Günümüz coğrafyasında birbirimize gittikçe yabancılaşıyor,en basit karşıt sözcüklerde bile seviyeyi kaybeder hale geliyoruz.Sözüm sizin iyi niyet ve hoşlukla yazdığınız yazılarınıza saldırı gibi yapılan yorumlara tabii ki! Bunları demokrasi adına yapıp yayınlamayı belki görev edindiniz ama gerek yok,belli isme yapılanlar üzücü.Beğenmeyen,değerini bilmeyen,kötülemek isteyen almaz olur biter, ama oradan fayda görmüşleri ve de onca zahmete girip bu işi yapan insanları lütfen üzmeyelim, hiçbir şey göründüğü gibi değil, tek şey hariç !Aramızda iflah olmayan negatifler bugün kurulu bütün güzellikleri bozmaya hevesli , bizler de geçit vermeyeceğiz, bu kadar !

Çiğdem hanım, yazdıklarınız hoş ve değerli. Gerçek tarım tabii ki çok zor, hem şartlar hem de zihniyet hızla tüketiliyor. Benim sözüm içindeki çocuğu muhafaza edenlere, o saflık ve temizliği koruyanlara,biraz daha arındırılmış yaşamalıyız diyorum .sevgiyle kalın (Yurdagül Esen- Datça)



Oglak Kizlari dedi ki...

Arkadaşlar,

Yurdagül hanım a katılıyorum.
Ben alışveriş ediyorum ve memnunum.
Gonlüm rahat.

Yazıyı yorumlara kapatıyorum.
Teşekkür ederim.

Gönlürahat anne