10 Haziran 2013 Pazartesi

Gezi Parkı

Paylaşım;

Teşekkürler.
Orjinal yazı için link http://blogcuanne.com/2013/06/07/coluk-cocuk-gezi-parki/


Gezi Parkı direnişi başladığından beri, yaklaşık 10 gündür Taksim’deyim. Gün geldi üç-dört saat uğradım, gün geldi 12 saatten fazla kaldım. Biber gazı yedim, kaçtım, kovalandım, düştüm, kalktım… Ama hiçbirinde bugünkü kadar yorulmamıştım.
Bugün iki küçük “çapulcu”mu Gezi’ye götürmek istedim. Öğleden sonra Deniz’in bir dişçi randevusu vardı, öncesinde Gezi’ye uğrayalım dedim. Deniz biraz hatırlar, Derin hatırlamaz herhalde; ancak bu tarihi sürece tanık olsunlar, o havayı solusunlar,  ileride kitaplardan okuyacakları bu anlar için “biz de oradaydık” diyebilsinler istedim.
GeziPark

Gezi’deki atmosfer çok acayip. Herkes yardımlaşmanın, ikramın doruklarında geziyor. Bir ara çocuklarla yürürken (yardımlarla toplanan her şeyin ücretsiz dağıtıldığı) Gezi Market’teki gönüllülerden biri “Hanfendi! Çocuğunuz!!!” diye bağırdı. Ödüm koptu, sanki “çocuğunuz yola koşuyor” ya da “adamın bir kaptı götürüyor” diyecek sandım. “Çocuğunuzu getirir misiniz, süt içiricem!” dedi. Allah cızırtını vermesin, “Az önce içti o” dedim. Hakikaten de marketin öte tarafında başka gönüllüler ellerine tutuşturuvermişlerdi sütleri.
Çoluk çocuk gidilir mi? diye soranlara: Çocuğunuza bağlı, size bağlı, gittiğiniz saate bağlı. Akşam üzeri çok kalabalık olmaya başlıyor. Tuvalet sorun olabiliyor. Ben çocuklarla bir daha gider miyim, bilmem. Babaları gelirse, belki… Ve tabii herhangi bir risk faktörü olmazsa… Ancak en ufak bir mazereti olan (hamilelik, nefes darlığı, vs.) insanların gitmesini tavsiye etmem. Her şey bir kenara, aşırı kalabalık oluyor.
10 gündür hemen her Allah’ın günü niye gidiyorum? diye soruyordum kendi kendime… Yanıtını şu makalede Nilüfer Göle vermiş:
Parkın korunması mücadelesi kelimenin tam anlamıyla, sadece metaforik değil, meydanın bizatihi fiziksel anlamda sahiplenilmesi, koruma altına alınması demek. Devletin ticarileşmesine, kent yaşamının rant alanına dönüştürülmesine karşı kamusal mekanı koruyorlar.
Hakikaten de öyle… Orada yatıp kalkan, oradan işe gidip dönen insanlar var Gezi Parkı’nda… Çok acayip, tarifsiz, orayı yaşamayanın, görmeyenin anlayamayacağı bir yer… “Anlatılmaz, yaşanır” bir yer.
GeziCadir
Bugün çocuklarla orada geçirdiğimiz 3 saat, sonrasında dişçiye gitmek ve babalarının işyerine dönmek için yaptığımız inişli çıkışlı üç metro yolculuğu, bu arada -defalarca “Gezi Parkı’nda kavga etmek yasak, burada herkes güzel güzel anlaşıyor”- dememe rağmen bitmek tükenmek bilmeyen kardeş kavgaları, inatlar, isyanlar beni canımdan bezdirdi. Yemin ederim bitap düştüm.
Bu süreç nasıl sona erecek bilmiyorum ama benimki gibi birkaç çapulcu bıdığı oraya bırakın, en “dediğim dedik” adamı bile dize getirmezlerse n’olayım.

Meraklı anne

4 yorum:

Bahar dedi ki...

Şirinler köyü gibi olmuş çok hoş,
o küçük yaşam alanı ülkemizin her yanına yayılır umarımmm
sevgiler

T.C. Nilgün Komar dedi ki...

offfff

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Çok güzel; Türkiye'de tarih yazılıyor ve biz tanıklık ediyoruz ...

ikisatirdokturmelik dedi ki...

Ben de kus olup , oraya gidesim geliyor ama zor.
Buradan bagiriyoruz, beraberce...
Kamu , kamusal alanini koruyor ....
Sevgiler....