18 Haziran 2013 Salı

Hubris

Merhaba,

Değişik bir bakış açısı; teşekkürler bir tek aşk.

Hubris Sendromu ve Başbakan Erdoğan

Prof.Ian Roberston
Bugün bloguma Profesör Ian Robertson'u konuk ediyorum. Robertson Dublin Trinity College'de Psikoloji Profesörü. İlgilenenler için kendisiyle ilgili daha geniş bilgi yazıdan sonra... 
Bu yazının orijinaline Huffington Post'ta şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

10 Yıl Hastalığı Türk Başbakanı Erdoğan'ı Etkiliyor Olabilir mi?
Türkiye'nin Başbakanı Recep Erdoğan 10 yıldır iktidarda. Bu dönem içinde ülkesi daha önce görülmemiş bir ekonomik büyüme ve uluslararası prestij artışı yaşadı.
İnsanoğlunun bildiği  en önemli beyin-değiştirici kimyasallardan ikisi güç ve başarıdır ve hiç bir insan beyni bu iki kimyasalın yaptığı etkiye karşı koyamaz. Bu hafta Türkiye'de ortaya çıkan gösterilere karşı Erdoğan'ın verdiği tepkiler, onun da bir istisna olmayabileceğini gösteriyor.
Gücün beyin üzerindeki etkileri kokain benzeri maddelerinkine benzer: her ikisi de beynin ödül ağında bulunan kimyasal mesajcı olan dopaminin etkisini artırır. Bu değişiklikler beyin korteksini de etkileyerek düşünceyi değiştirir ve insanları daha özgüvenli, dobra ve hatta daha akıllı yapar.
Ancak aynı değişiklikler kişileri daha benmerkezci, daha az özeleştirel, daha az endişeli yaparken hataları ve tehlikeleri algılama becerilerini de azaltır. Bütün bunlar liderleri muhalefetin ve karşıt görüşlerin "dağınıklığı"na karşı sabırsız kılar. Bütün bunlar Başbakan Erdoğan'ın göstericilere karşı olan ayak direyici ve saldırgan tutumunda ve "twitter denen başbelası", "toplumların başına bela olan sosyal medya" şeklindeki söylemlerinde net bir şekilde görülebilmektedir.  
Sınırsız gücün beyin üzerindeki nörolojik etkileri öz-farkındalık için koşul olan beyin kısımlarını da baskılar. Türkiye'nin geleceği için Erdoğan'ın farkına varması gereken şey aslında herhangi bir insanın da farkına varmakta çok zorlanacağı bir şeydir. O da kendi muhakeme yeteneğinin 10 yıllık iktidarı nedeniyle tahrif olmuş olmasıdır.
Benim kanaatim, hiç bir liderin 10 yıldan daha fazla süren bir iktidardan şu anda Erdoğan'da şahit olduğumuz gibi, muhakeme yeteneğinde ağır bir tahrifat olmadan çıkamayacağıdır. Hiç kimse, ama hiç kimse iktidarın nörolojik etkilerine karşı bağışık değildir ve bu yüzden de ABD ve hatta Çin de dahil olmak üzere bir çok ülkede bir liderin iktidarda kalabileceği en uzun süre 10 yıldır.
Birçok güçlü liderin, Fransa Kralı 15. Lui'nin de dediği gibi "benden sonra tufan" demeleri bu yüzdendir. İktidar, vazgeçilmezlik yanılsamasını besler. Bir çok politik lider koltukta kalabilmek için verdikleri savaşta ağır tahribata neden olmuşlardır, çünkü samimi olarak kendi becerilerinin ülkelerinin hayatta kalabilmesi için vazgeçilmez olduğunu, ve bunu kendilerinden başka kimsenin yapamayacağını düşünürler.
Eski İngiliz Dışişleri Bakanı Lord David Owen bu duruma, iktidarın beyin üzerindeki etkileri nedeniyle edinilmiş bir kişilik bozukluğu olarak "Hubris (Kibir) Sendromu" adını verilmesini önermiştir. Diğerlerinin yanı sıra Owen, İngiltere Başbakanları Tony Blair ve Margaret Thatcher'a da bu hastalık tanısını koymuştur. Her ikisi de iktidar kimyasalına gerekli olan 10 yıl boyunca maruz kalmışlardı.
Owen'in "Hubris Sendromu"nun belirtileri şunlardır:
  • Kişinin kendi imajıyla narsissistik bir meşguliyeti (ör. geri adım atmamak ve "güçlü adam" imajını kaybetmeme çabası)
  • Liderin kendisinin ve ülkesinin öncelik ve ilgilerinin aynı olduğunu düşünmesi; kendinden üçüncü tekil şahıs olarak söz etmesi
  • Kendi kişisel muhakemesine aşırı güven, başkalarından gelen öneri ya da eleştiriye karşı saygısızlık, hor görme ve bunlara eşlik eden tümgüçlülük (kudret) duygusu
  • Gündelik politikaya ya da mahkemelere değil tarihe ya da Tanrı'ya karşı sorumlu olduğu duygusunu taşıma
  • Giderek gerçekle teması kaybetme ve ilerleyen yalnızlık
  • "kibre dayalı yetersizlik" yani kişinin aşırı özgüveni ve özürlü muhakeme yeteneği yüzünden işlerin ters gitmesi

Türkiye canlı, güçlü bir ülke. Buradaki istikrarın iktidar aracılığıyla tahrif edilmiş bir beyin tarafından tehdit edilmemesi Avrupa, ABD ve Orta Doğu için fevkalade önemli. Türkiye'nin etrafında, liderleri tam da bu nöropsikolojik hastalık nedeniyle dizlerinin üstüne çöktürülmüş yeterince ülke var ve dünyanın artık daha fazlasına ihtiyacı yok.

Ian Robertson bir nöropsikolog ve The WInner Effect: The Science of Success and How to Use It adlı kitabın yazarıdır. Kendisi Trinity College Dublin'de psikoloji profesörüdür. Ayrıca University College London'da misafir öğretim üyeliği yapmış, daha önce de Cambridge Üniversitesinde çalışmıştır. Trinity College Nörobilimler Enstitüsünün kurucu direktörü ve İrlanda Kraliyet Akademisinin de üyesidir. Kendi alanında 200'den fazla kitap ve makale yayınlamıştır.

3 yorum:

Hande Harmanci dedi ki...

Teşekkürler Çiğdem. Çok memnun oldum çevirdiğim yazıyı bu şekilde çoğaltıp daha geniş bir okunma imkanı yarattığına...

Bahar dedi ki...

doğru tespitler:)

Oglak Kizlari dedi ki...

Hande cim,

ben teşekkür ederim.

Gururlu anne

------------

Bahar,

Valla, her bakış açısına ve fikire bakmak incelemek lazım derim ben.

Olumlu anne.