21 Kasım 2013 Perşembe

Dalyan ve ıspanaklı krep

Merhaba,

Hep iyi şeyler mi olacak, bazan da muallak veya kötü durumda kalmaz mı insan. İşte ben şimdi bu ''muallak'' donemdeyim.

Dalyan a geldik, ben çok memnunum, eminim kızım da çok memnun amaaaa Cem değil. Yani kısmen değil. Cem daha çok hareket, insan çeşitliliği  ve istediğinde kalabalığa  ulaşabilmeyi seviyor ve bundan besleniyor. Evet burada ki, sessizliği, dinginliği seviyor ama istediği zaman da hareketin içinde olmak istiyor. O da burada yok tabi.

Neyse ki pozitif bir hayat arkadaşı var. Nerede olursa mutlu olacak. 

Ammmmaaa Yaz mevsimi için bizi İstanbul dışında olacak şekilde de yaşatabilmesi lazım bu programın. Nasıl ama, asarım keserim. Pırlanta, kürk isterim.

Tabi kızın tahsil hayatı da var. Harcanan nakit meselesi var, nereye gidilecek veya dönülecek meselesi var v.s.

Bakalım neler olacak bizi neler bekliyor.

Bu yazıyı yazmışım bir ara ve kalmış. Evet arada gel-gitler yaşıyoruz. Bazan ailece bazan bireyler olarak. Büyük şehir de yaşayıp, onu yapacağım bunu yapacağım diye atıp tutmakla olmuyormuş. Gelip deneyimlemek gerekiyormuş, hem yöreyi, hem yaşam tarzını hem de aile bireylerinin farklı konularda ki fikirlerini. Yani tam da istediğimiz gibi, deneyimliyoruz ve bence süper bir hareket, canlılık, kavga, sevgi katıyor ilişkimize, ailemize.

Hayat arkadaşının aynı zamanda dostun, arkadaşın olamasının gerekliliği ortaya çıkıyor. Biz çok şanslıyız.

Ben daha az karamsarlığa düşüyorum, Cem daha fazla. Arada süper komik hikayelerimiz oluyor. Misal; evvelsi gün Cem araba kullanırken Dalyan ile ilgili birşeye kızdı ( muhtemelen usta veya birşey tamiri ile ilgili) ve ''ulan ilk Istanbul a gittiğimiz de görürsünüz siz, ben orada kalacağım siz dönersiniz artık'' dedi.  Arkadan kızım ne dese beğenirsiniz, ( aramızda hiç konuşmamamıza rağmen) tamam baba, biz annemle buraya döner yaşar gideriz. Gülmekten Cem e ''al sana kapak'' bile diyemedim uzun bir süre. Cem çok bozuldu ama kendin söyledin, ben birşey demedim. dedim de yırttım. Birkaç gün takıldı bu işe. Şimdi iyi. Tabi ben anlattıkça yine bozuluyor ama kader. :-)

Bu arada Cem e pozitif olma ve yaşam koçluğu hizmetini de ücretsiz veriyorum. Ne mi yapıyorum, örnek; Cem cim, gündüz çalışma yada bilgisayarda bir işin varsa akşama bırak, aydınlıkta git bisiklete bin, dağa tırman, uzun yürüyüler yap, kürek çek, akşamada gel kitap oku, ödev yap Ada ile, tv seyret v.s. diyorum ozaman tüm gün oturup evsel işleri yapıp  akşam birşey yapmak istediğinde  dışarı çıktığında kapalı yerleri görüp, insan çeşitliliği görmeyip, sıkmassın kendini diyorum. Nasıl ?

Burada eczaneler bile akşam ezanı ile kapanıyor yaw. Tek dolu yer; kahveler. Kahveler full, nasıl canım çekiyor 54 e 4. olmak anlatamam. Hoş okey oynuyorlar, e ben okey de sıkıldığım için taş çalarım. Pis dayak yerim o ayrı.

Ha düşününce Istanbul da kaç kere dışarı çıkabiliyorsun ki, rutinler heryerde rutin. Üstelik biz burada şanslıyız bile. Trafik yok, beş dakika da kanal kenarında kahvaltı, yürüyüş, ya da sadece manzara seyretme, keyfin var. Yaw çupra bile tutma şansın yüksek. Üstelik Istanbul da kapıdan dışarı attığın her adım nakit demek, burada öyle değil. Burada hala Orhan Veli nin şiiri gerçek.
''Hava bedeva su bedava.'' Hem kim çocuğu okuma yazma öğrenirken, ilk yılında rutinden uazaklaşabilir ki. Burada birde bu şans var, güneş daha fazla hava daha ılık. Kanal kenarına tek tük açık olan biryere gidip, hem keyif çatıp hem de kızla ödev yapılabiliyor.  Telefüüüüss diye bağırıyor Ada ve gidip kedi,  köpeklerle  oynuyor ve geri dönüp ödevine devam ediyor.

Şu anda da yağmur başladı, manzaralar o kadar güzel ki, insan yukarıda bilgisayar başında değil, elinde bir kitap ve kahve, arada başını kaldırıp bakarak oturmak istiyor veranda da.

Ya da nebiliim, bana manyak diyin ama Ay ın doğuşunu bir pencereden ve palmiyelerin ardından seyredip sonra yatarken yatak odasının camından, arada sabaha karşı uyandığımda, kızı kontrol ederken diğer pencereden giren ışığını görüp acaip duygu patlamaları, keyif yaşıyorum burada  Dalyan da.

Yatağa üşüyerek girmeye, sıcak su torbası ile aşk yaşamaya bayılıyorum. Erken yatıp erken kalkmaya, bisikletin arkasında şemsiye ile gelen kızıma özeniyorum ve ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum.



Ne yani çok mu saf mutluyum ben.

Uğraştığımız onca şey gözüme ufak gözüküyor böyle zamanlarda. Güneş enerjisi yetmiyor, resistans alınmalıymış, soba boruları çürümüş, yenisi alınacakmış ( o arada bile ulan meşe yakalım, külünden sabun yapmayı denerim diyor bu deli arkadaşınız) 

Aaaa bence en büyük problem, havada ki kömür kokusu. Evet memlekette tek yer Istanbul muş, onu görüp anlıyoruz burada. Bu güzelim doğada kalitesiz kömür yakıyor insanlar, ucuz yapılacak birşey yok. Amma hava kirli, e hani biz buraya temiz havaya gelmiştik. Du bakalım diyoruz. Ocak, Şubat iki hafta burası için çok soğuk oluyormuş!! bakalım göreceğiz.

Yazacak çok şey var. Bir post ta sıkmayayım sizi ve hemen bir tarif atayım;

Şimdi Arzu diyecekki, yap kardeşim bir kıymalı damardan ıspanak. Ama ben hep aynı şeyi yapmayı sevmiyorum, e öyleyse gelsin akıtma yada krep. Ispanaklı.


Yarım kilo ıspanak, yıkanır, doğranır.


İki üç kuru soğan doğranır.


Biz fazla soğan seviyoruz, siz miktarı azaltabilirsiniz.


Soğan, yağ kavrulur ve ıspanaklar eklenerek 10 dakika ağzı kapalı pişirilir.
Sonrasında gerekiyorsa su ekleyiniz, ben eklemedim ve gayet güzel su saldı ve çekti.


2 bardak un
2 bardak süt
2 yumurta
az karbonat, boza kıvamında çırptım.


Birer kepçe alarak, hafif yağlanmış tavada önlü arkalı pişirdim.


ilk tava yağlı oldu ama sonra düzeldi.


pişenleri üst üste tabağa koydum.




Sonra tahtada, parmak böreği gibi sardım.



Borcam a dizdim. İçine beşamel sos yapmadım, bizde pek sevilmiyor.


Üstüne biraz kaşar peyniri ve 15 dakika 180 derece fırına.
Ihmmm yemedik, yanında yattık.

Kalın sağlıcakla
Pozitif anne


9 yorum:

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Pozitif olmak çok önemli, inan insanın ömrünü uzatıyor. Ispanaklı krep muhteşem ellerine, emeklerine sağlık :)

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

Ilgiyle takip ediyorum,sonucu bende merak ediyorum acikcasi,yanliz hava kirliligi biraz düsündürücü,yinede pozitifliginizi hic bir zaman kaybetmeyin lütfen,sevgiler.

Hande Harmanci dedi ki...

Sizin deneyimleriniz birçok kişi için önemli. Bu yazın çok içten. Hayatta en önemli stress kaynakları önemli değişikliklerle alakalıymış. İş değişikliği, eş değişikliği, ev değişikliği mesela... Sonuçta İstanbul kaçmıyor, ne zaman isterseniz dönersiniz. Kolay gelsin...

kitap eylemcisi dedi ki...

ence hiç te saflık değil yaptığınız yaşamın her halinden keyif alacak kadar mutlusunuz , bence bu büyük bir lüks artık çünkü insanlar(eşiniz için demiyorum , genel) o kadar meyilli ki mutsuz olmaya , ufacık bir sebep bile sızlanmaları için vesile.Tabi sizin ki radikal bir karar alışmak zamanla olur, :)Umarım Dalyan çok çok iyi hgelir hem size hem ailenize:)Bu arada o ıspanaklı krep içine (kalorili ama) krema ve kaşar koyarak o şekilde de sarabilirsiniz , bulunduğum yerde bir restoranda yapıyorlar harika oluyor:)

Asortik Krep dedi ki...

Hava kirliliği diye yazdığın şey 2 ay , o da soğuk günlerde soba yakılıyor.
İstanbulla diğer yerleri karşılaştırma taraftarı değilim.Eğer doğayı seven ve başkalarına kolay kolay ihtiyaç duymayan bir yapın varsa, böyle yerlerde yaşarsın.Çünkü her günün piknik kıvamında geçer,hele emekliysen ama çocuklarını alıp AVM gezen bir kadınsan, başkalarına göre hareket etmeyi seven biriysen buralarda yalnız yaşayamazsın.Ben seni çok eskiden tanıyorum-blogdan ama gerçekten tanıdığımı seni görünce anladım,tam kafamdaki gibiydin :)
Ben eşim olmasa İstanbul'da yaşardım,o istiyor diye geldim ama burada yaşayabilirim diye düşünüyorum onüç yıldır.Yalnız olsaydım asla buraları tercih etmezdim.-hayatımın itirafını yaptırttın bana..Genelde kadınlar buralarda yaşayamaz,erkekler sever.Sizde tam tersi olmuş.Bence sıkıldığın zaman İstanbula gidebilmek özgürlüğünü kullandığı oranda aranızda sıkıntı olmadan buraya alışacaktır.En az üç sene geçmesi gerekiyor,bu yüzden birbirinizi bunaltmadan tadını çıkarmaya bakın derim.
Bence sen kolay kolay dönmezsin ,dönsende artık oralarda mutlu olamazsın.Hep bu dinginliği arayacağına eminim.
Uzunbey son İstanbul ziyaretinde herkesin birbirine benzediğini söyleyip,darlanıp gelmişti geçen ay.

Alev Alv dedi ki...

Kalabalığın içinden bir anda ıssızlığa düşmek kolay değil tabi. Fakat Cem in yaşadığı sey iş nedeniyle de olabilir. Bana da öyle olmuştu. Hergün evden çıkıp sevsende sevmesende bir sürü insanın içine giriyorsun. Yaz aylarında işsizlik tatil gibi geliyor çok güzel kış geldimi insan kendini boşluğa duşmuş hissediyor. Ama alışıyor :) Ben sizden biraz daha şanslıyım. Burası hem dinginlik hem karmaşa verebiliyor insan istediği zaman :) Güzel hayat tecrübeleri. Ada ya bayıldım. Dalyanı çok sevmiş:) Buse de Mersin'i İstanbula gitme lafı olduğu an ben burda kalıcam siz gidebilirsiniz diyor. 8 ay denize girebiliyormus :) uzun oldu. Öptüm size :)

Alev Alv dedi ki...

Birde unuttum. Yemeklerini özledim desem :)
Ne dersin acaba :)

Karyatid dedi ki...

Ada'nın şemsiyeli haline ayrıca hasta oldum.. Gelince o börek gibi şeyden ben de istiyorum...
:)
Kardeşin

Pamuk Şeker dedi ki...

Merhaba yeni takipçinizim :) krepleri görünce canım çekti doğrusu 5aylık evliyim evlendiğimden beri ıspanak alıp pişirmedim ama alsam iyi olacak galiba :) bende beklerim http://pamuksekerblog.blogspot.com/ görüşmek üzere :))