6 Şubat 2013 Çarşamba

John Lennon - Anlamak ve nefret hakk.


Merhaba,

Planımda bugünkü İyi Cüceler aktivitesini yazmak vardı amma olmadı.
Hande bu aralar kafa yorduğum bir konuda yazmış, sağolsun. Ellerine sağlık.

Buyrun;http://birtekask.blogspot.com/

Link;

6 Şubat 2013 Çarşamba

John Lennon: anlamak ve nefret

John Lennon ve Yoko Ono
Tanıyor musunuz?

Bir "hayranı" tarafından 1980'de New York'ta öldürüldüğünde ben de orada yaşıyordum. Bilinç durumunu anlamak için yanına giden polis adını sorduğunda "Ben John Lennon, Beatles'dan John Lennon" demiş.

Ben onu Imagine şarkısı ile tanıdım Beatles'ın dışında. Hala da bu şarkının bizim algı sınırlarımızı açabilmek için bazı alçakgönüllü, yüce ruhlu insanların verdiği mesajlardan biri olduğunu düşünürüm.



Cennetin olmadığını hayal et                                      Imagine there's no heaven
Kolay aslında denersen                                             It's easy if you try
Ne altımızda cehennem var                                       No hell below us
Üstümüzdeyse sadece gökyüzü                                  Above us only sky
Herkesin sadece bugün için yaşadığını hayal et              Imagine all the people living for
                                                                           today


Ülkelerin olmadığını hayal et                                       Imagine there's no countries
Zor değil aslında                                                      It isn't hard to do
Ne uğruna öldürecek ne ölecek bir şey                        Nothing to kill or die for
Ne de din var                                                         And no religion too

Herkesin barış içinde yaşadığını hayal et                      Imagine all the people living life
                                                                           in peace


Benim hayalci olduğumu söyleyebilirsin                        You may say 
Ama ben yalnız değilim                                             I'm a dreamer, but I'm not the
                                                                           only one

Umarım bir gün sen de bize katılırsın                           I hope some day you'll join us
Ve bütün dünya bir olur                                            And the world will be as one

Hiç bir sahipliğin olmadığını hayal et                            Imagine no possessions
Acaba yapabilir misin?                                              I wonder if you can
Ne açgözlüğe ne de açlığa gerek var                           No need for greed or hunger
Bu insanoğlu kardeşliğinde                                        A brotherhood of man
Bütün insanların bütün dünyayı paylaştığını hayal et        Imagine all the people sharing
                                                                           all the world


Benim hayalci olduğumu söyleyebilirsin                        You may say 
Ama ben yalnız değilim                                             I'm a dreamer, but I'm not the
                                                                           only one

Umarım sen de bir gün bize katılırsın                           I hope some day you'll join us
Ve bütün dünya bir olur                                            And the world will live as one




Yoko Ono da son eşi. Lennon'u çok "değiştiriyor" diye Beatles üyelerinin de tepkisini çeken, radikal görüşlü bir sanatçı. O zamanki karısı tatildeyken gelip John'ın evine yerleşen, karısı eve döndüğünde onu üstünde bornozla çay içiyorken karşılayan bir kadın. O dönemlerde birlikte yaptıkları Vietnam savaşı karşıtı eylemler yüzünden zaman zaman Amerika'ya girişlerinde bile sorunlar yaşayan bir çift.

Seversiniz, sevmezsiniz... Onların da umurunda olacağını sanmıyorum. Ama yukarıda söylediklerine kimse karşı çıkamaz, çıkmamalı. Kucaklarındaki posterde şöyle yazmışlar:

"Anlamadığın şeyden nefret etme!"




Yorumsuz anne

5 Şubat 2013 Salı

Ihsan Oktay Anar - Yedinci gün, kitap yorumu

Merhaba,

Yahu canım yemek yapmak istemiyor. Biryere gitmek de istemiyor.
Canım sıkkın. Ciciannem ve eşim ağrılar çekiyor.
Mevsim ağrı mevsimi sanırım, benim canım tatlı çekiyor ve yiyorum ne yapmalı, spora yüklenmeli.
Evet, evet, spor yapmalı. Sanki sol dizimde benim de mi ağrım var, kendini dinlememeli insan.

Aldım yanıma Türk kaavemi, sade. Verdim kıza bargunya ve ev yapımı ekmek ve yoğurdu ve çöktüm ekranın başına.

Yapılacak çok is var ama canım istemiyor işte.
Pırasa yapılmalı, krem bitti yapılmalı, neyseki çamaşır makinası detarjanını yaptım.
İşler ve yapılacaklar bitmiyor, bitmesin değilmi, kocaman bir şükür diyelim ve başlayım yazımıza.

İhsan Oktay Anar ı bir arkadaşım tanıştırmıştı yıl 1997 veya sonrasıydı, Puslu Kıtalar Atlası, çarpılmıştım kitabın konusuna ne kadar güzel ve nekadar değişikti konusu. Uzunca yeni kitabı beklediğimi anımsıyorum sonra geldi kitaplar

Puslu Kıtalar Atlası
Kitab-ül Hiyel
Efrasiyabin Hikayeleri
Amat
Susukunlar
ve son kitap Yedinci Gün.


ama bu sefer ben çok yoğundum kaçırdım. Arada bir alayım dedim ama olmadı. Amat galiba kütüphanemde var, bakmam lazım.

Yedinci Gün


Bu kitap ta yine değişik ve güzel bir uslupla yazılmış. Bu kitabı da kesinlikle sessizlikte ve full konsantrasyonla okumanızı tavsiye ederim. Zira benim için;  bilmediğim kelimeler fazlalıktaydı. Haa tabi cümle içinde ki geçişlerinden, konumlamalardan ne demek istediğini anlıyorsunuz yazarın sözlük kullanmıyorsunuz amma konsantrasyon da çok gerekli. Acaip hoş detaylar var ki dikkatli okumassanız kaçabiliyor. Misal ben Ada' nın  her sorusundan sonra kendimi bir sayfayı 3-4 kere tekrar okurken buldum. Hatta bir keresinde bölüm başına döndüm.

İnce ama yogun bir kitap. Sanki bir roman okumuşssunuz hissi uyandırıyor. Sanki birçok hikaye bitirmiş gibi oluyorsunuz. O kadar lügatın nasıl bu kadar anlamlı biçimde  bir araya geldiğini anlayamıyorsunua ama hoşunuza gidiyor. Yani bırakın kendinizi ve okuyun diyor sanki kitap. Bazan dalga geçiyor bazan detaylı bir ilişki anlatılıyor v.b. gibi Zekice yazılmış, bazan okuyucuyu küçümsüyor gibi ama kötü anlamda değil.

Kitabın sonu da çok güzel bağlanmış, tam da istediğim gibi. Bence Anar yine çok eğlenmiş ve zevk almış yazarken bunu da size çok güzel hissettiriyor.




Yazarın bir de web sayfası varmış, İlgilenenler için bir tık .
Kitabın kapağında ki çizim de İhsan Oktay Anar a aitmiş.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Pera Müzesi ve çocuk atölyeleri

Merhaba,

Yine programın gerisindeyiz ama birşey öğrendimki artık program gerisi v.s. olmayacak ve benim de aksatmadan hergün ''post'' koyabildiğim bir ''blog'' um olacak, yihhuuu. Ne mi; Umut sepeti n den öğrendiğim '' otomatik yayın'' meselesi, pek yakındaaa...

Galiba Cuma günü evet, Cuma günü Pera Müzesinde daha önceden ayarladığımız bir ''çamurdan yüzler '' atölyemiz vardı. Ada pek memnun kaldı, ben de. Hem de müzeyi gezdikten sonra bana kitap okuyacak zaman bile kaldı cafe de. Yani hakkı ile oyalıyorlar çocukları. Ellerine sağlık. Teşekkür ederiz.

Ücret 30Tl , benim müzeyi gezme ücretim de içinde. Yine en üst kattan başlayarak aşağıya kadar indim. Nickolas Murray in bir fotoğraf sergisi var. Yıl 1932-1939 v.s ama fotoğraflarda ki netlik ve detay inanılmaz. Ağzım açık indim aşağıya katları. Gerçi o sırada yapılan çekim canımı sıkmadı değil ama kader, çocuklarda bu yüzden çok iyi gezemediler müzeyi. Cafe ve vestiyer çok iyi. Hediyelik eşya mağazası görülmeli, ama çalışanları kaba buldum. Birşey alıyorsanız ok ama mesela benim gibi torba istiyorsanız, aşağıdan vermediler mi gibi bir soruyu gereksiz ve kaba buluyorum.

Yine aynı yolla gittik Pera Müzesi ne; tren, vapur ve tünel.



Vapur un camlarına bayıldık, yerlere kadar ve manzara heryerde içinizde sanki. Yeni vapurların dışları o kadar iyi değil ama içi ve konforu süper. İskeleye uzanan otomatik uzantıları da en son yaşanan üzücü kazadan sonra insanın dikkatini çekiyor. Ama eski vapurlara da bayılıyorum ben, biz.
Ada kız kuruldu cam kenarına.


Sonra rica etti ve aldı benden makinayı. Arka planda anne hep aynı :-)



 Kızımın sanatsal çalışmaları.


Sabah saatlerinde ortalık öyle sakin oluyor ki, tüm binalar ve güzellikler gözünüze geliyor kendiliğinden.  Tünel den inip vurduk kendimizi aşağıya, ama o da de Tüyap nerede yani eski olan. Yerinde TRT var ama yukarıda kaldı. Meğer Şişhane ye doğru yürümüşüz, o kadar uzun zaman olduki oralya gitmeyeli unutmuşum iyimi. Olsun yukarı yürüdük kızımla ve Pera Hotel e gelince kapıda ki bey e soralım dedim. Beyefendi kapıyı açtı ve bağırarak bize karşıda ki beyaz binayı gösterdi. Şaşırdık. Ada ne dese beğenirsiniz, beyefendi içeri girdikten sonra; Anne sen sadece renk körüsün sağır değilsinki, niye bağırıyor bu beyefendi. Bir beş dakika güldüm diyebilirim. İçeri girmeseymiş beyefendiye söyleyecekmiş ama ..


Ah bu çocuklar.

Girdik Pera ya, o anda yan binada ki Turkcell den bir çalışan grubu çıktı ki sormayın, bir şıklar bir şıklar. Söylemeseler orada bir defile var sanırsınız.  Yarım saat kadar erken gelmişiz, oturduk cafe ye ben bir capp. Ada kız da ''snack'' ( ara öğün) olarak kek istedi, gitti seçti, döndü ''cupcake'' istedim dedi. Kuzum benim. Çukulatalı seçti zannettim ama portakallı olanı seçmiş.



 İki servis istedim garson dan, malum Ada hepsini yemedi, gerisini ben götürdüm bu muhteşem kek in. Hımm.. Ada kız da benim capp. ın yanında gelen drajeleri yedi, hatta bir tane daha istedi abiden.

Cafe deki, hüzsni Yusuf çiçeklerine bayıldı, bir pozlar verdi sormayın.


Bu tip detayları hemen farketmesine de bayılıyorum.


Bizim kızımız işte.
Dişler mi, eskiye göre daha beyaz. Karbonat işe yarıyor.



Manken pozumuz. Babası kıracak bacaklarını :-)



Bir ara kaldı öööle.






Neşeli bir güle güle.

 

Atölye sırasında 1.


Atölye sırasında 2.
Kızım da bana git anne sen git, sürpriz diyo o sıra.

Kocaman boyalı, ıslak ama harika bir kil çalışması ile yukarı çıktı Ada. Çok güzüüzel ama bunu nasıl götüreceğiz, bir kriz yaşadık ve akabinde torbaya koyduk ve eve taşıdık. Olmadı tabi ama yapacak bişey yok. Yine zararlı bir Mc Donald's yaptık ve eve döndük. Dönüşte bir de tramwaya bindik çok mutlu oldu Ada.  

Tramway da koltukları ters çevirmeyi bilen Ada ( Koç Müzesi sağolsun) koltuk arkalığı yönünü değiştirince alkış aldı yolculardan. Bir dede de bir aaa dediki Ada başladı anlatmaya.... Sonra tekrar Tünel ve dönüş yolculuğu.




Vapurda bir arkadaş bulduk 9 yaşında ki Dilara. Ada, Dilara ya küçük geldi ama idare ettiler.
Tren ise çok konforlu ve tenhaydı dönüşte. Parkta biraz oynadı bile kızım, sonra ev ve Cumartesi son d.günü partisi için hazırlıklar başladı.

Cumartesi partisi de süper oldu. Gerçi Nil gelmedi diye pek bi ağladı ama Ömer Kaan ve Buse neşesini yerine getirdi. Herkes sağolsun.

Bugün mü, Ada biraz öksürüklü dünde hafif ateş var gibiydi ama Turkuvaz var planımızda bakalım kısmet.

Kalın sağlıcakla
Gezerek anne